Soy Gelimi

$R6QJ0UL.JPGYapraklar gibidir insan soyu
Bir yandan rüzgar bakarsın onları döker yere,
Bir yandan bakarsın bahar gelir,
Yenilerini yetiştirir, yeşertir orman,
Böylece soyların bir göçer, biri doğar.
VI. Bölüm
146-150
İlyada

Acil Çıkış Kapısı

IMG_6983.PNGBir gece vaktiydi oturdum koltuğuma, konuştuk biraz yalnızlığımla. Uzun uzun konuştuk, aslında konunun da sonu bir yerlere varmadı. Boş konuştuk anlayacağın. Sahi anlayacak mısın? Sonra sustuk aniden. Sanki önceden anlaşmış gibi. Uyumlu bir şekilde sonlandırdık muhabbeti. Kalktı ayağa bir kahve yapayım mı dedi? Hayır dedim yüksek perdeden. Yavaş lan dedi, duyuyoruz herhalde ne bağırıyosun? Biraz ürktüm, kusura bakma dedim. Neden istemediğimi sordu. Onun yaptığı kahvenin acı olduğunu söyledim. Hemen yüzü düştü halıya, halı sarardı, gözlerimde iki damla yaş çoğaldı. En sevdiğim halıydı. Ama dert değil, yalnızlığımın yüzüne iyi bakacağım. Zaten ne zaman bir suç işlesem kafam öne eğilir, mecburen halıya bakarım. En azından tanıdık bir çehreye bakarım. Kapı çaldı bir ara açmadım. Komşudur diye düşündüm, neden açmadığımı düşündüm. Düşündükçe düştüm. Beni yerden ayakkabılarım kaldırdı. Onlara borçluyum. Saçma sapan hislerle uyandığım her sabahtan, bu evden, bu diyardan beni uzaklaştıran onlar. Ayakkabılara borçluyum, bazen bazılarını uzun süre giyemediğim için de suçluyum. Ya da suçlu hissediyorum. Bu da bir şey. Hissedebilmek güzel ve sen, benimle yersiz bir yumuşak g.
“Hervsey”de

Bilinmezlik Sokağı, No:17

IMG_8517.JPGMuhitini bilsem orada yazmak isterdim, kelimelerim sana yakın olursa ben de yakın sayılırım. Seni dünü bekler gibi beklerdim. Anlaşılmaz konuşmuyorum, sen anlamıyorsun. Ama sorun değil. Kedi beslediğini duydum. Bu senin iyi bir insan olduğun konusundaki şüphelerimi yenmemde çok yardımcı oldu. Kaç kere düşündüm adına şiirler yazmayı, ama caydırıldım. Şiir sana göre değil anladığım kadarıyla. Bir bilgeye denk geldim bir uçakta, uçak fobisi vardı. Yüzüme bakıp, “Yanlış anlaşılmaktan korkma!” dedi. Bu tavsiyeyi başkalarından da aldığımı söyledim, burun kıvırıp “Bilgelik ayağa düşmüş!” dedi. Haklıydı.
Senin hakkında senden başkasının tavsiyesine ihtiyacım yok sanırım. Bir ara yanına geleceğim. Bir kahveyi çok görme bana. Sonra kalkıp yürürüz belki. Yürümek en büyük eylemdir, bir şey uğruna yürümediğin zamanlarda, bilirsin. Belki biz de büyük bir eylem hazırlığındayızdır, kim bilir…

Gayriresmi Makama Arzuhal

IMG_1181.JPGBir insanın hayatının dışında, uzak olmak. Ya da öyle hissetmek. Hislerin oluşmasında insanların payı var mıdır ya da bir his veya fikrin oluşmasında önceki hissedilen veya oluşan fikirlerin etkisi ne denlidir diye düşünmeden edemiyorum. Zaman zaman damarındaki kan kadar yakın hissettiğin insanın yabancı olduğunu düşünmene verdiği fırsat ne kadar yaralayıcı. Bir mermi gibi beynini darmadağın eden bu hissiyat ne kadar da acı verici görünüyor. Duygu dediğimiz hayal mahsulü, hormonal dengelere bağlı zalim oyunlar bizi nasıl bu kadar ele geçirebiliyor acaba? Sorulmamış bir sürü soru geliyor aklıma ama cevaplarını üretebilecek gücü kendimde bulabilecek miyim, bilemiyorum. Bu yüzden bazen basit bir yaşama olan arzum alevleniyor. Tüm bu etkisiz gibi görünen küçük etkenler insanın içindeki isteksizlik korlarına düşmüş bir kıvılcım gibi davranıyorlar. Hayatın ilginçliği burada, bir saniyesine bile hükmedemediğin zamanı, milyonlarca düşünce üzerinden kendine en yakın olanı bulabilme isteği üzerine harcamak ne kadar da samanlıkta iğne aramaya benziyor. Her ne kadar boş düşüncelerle kavrulduğunu düşünse de insan bazen böyle şeyler düşünmek mecburiyetinde bırakılıyor olabilir. Öğretilerle yaşanan hayatta hangi duygu saf, hangi fikir doğal ve orijinal olabilir ki? Acı tarifleri, yemek kitapları, bir takım devinim halleri. Hepsinin temeli ilk insanlığa kadar dayandırılabilir. Ama bir dayanak arıyorsak kelimelerim yalnızca sizin varlığınıza dayansınlar isterim. Çünkü bir sonbahar günü ulu çınardan düşen son yaprağın da tutunma arzusu dindiğinde topraktan yaratılan bedenimde bir misafirlik başlayacaktır. Başlayan bu misafirliği bir karınca sona erdirebilir, türlü bakteriler misafirliği sonsuzluğa eriştirebilir. Dünya ihtimaller denizi; hayat, hayata karışabilenlerin yeri. Birbirimize karışabilmek, dertlerimizin kavuşma arzusunun insanlığa yemini. Sadece bir kaç şey söylenebilir, hepsinin başında bir kelime olabilir. “Umarım”…

Palyaço

Kaç kişiyi öldürdüm düşlerimde?
Kaç kilo çekerdi yalnızlık?
Kaç kere ezildim altında yaz yağmurlarının?
Belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları
Her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk gülünecek halimize
Kim sevmezdi çiçekleri falan?
Ben sevmezdim dedim, yalan dedi
Bunu palyaço söyledi,
Palyaço söyledi, ben yazdım.
Yazdım, yazmasam ağlayacaktım.
Herkes ağlarmış biraz, ben de ağladım
Sırf bu yüzden mi ağladım?
Alçaklık gibi bir şey oldu bu biraz
Biraz birazdım her şeyden
Dün biraz sinirlenmiştim mesela
Yarın bir kadını seveceğim biraz
Biraz biraz kör oldum bugünlerde
Ama rakı kadehlerini boşaltmayın
Eksilmesin hiçbir şey
Hiçbir şeyden dahi olsa kalsın biraz
Umursamıyorum yılgınlığımı falan
Çünkü sessizce yaşanmalı her şey
Bir devrim sessizce olmalı mesela
Ve her sözüne inanmalı bir palyaçonun
Bir palyaço neden yalan söylesin ki?
Ben palyaço olsaydım söylemezdim
Marangoz olsaydım da söylemezdim
Ben insan olsaydım, yalan söylemezdim!
Hem nereden çıkardınız palyaçonun yalnızlığını
Kaç kilo çeker ki bir palyaço
Hem neden yüzüme vuruyorsunuz
Bir çirkin ördek yavrusu olduğumu
Gocunmam ki ben, ben gocunmam
Bir palyaço ne kadar gocunmazsa
O kadar, o kadar gocunmam işte
Rakı doldurun, eksilmesin
Bitmedi yazacağım daha
Yazmazsam ağlayacağım çünkü
Alçakça olacak biraz
Hem biz o zaman kimdik ki?
Nerelere giderdik?
Her sokakta biraz daha eksilirdik, bilirdim
Geceleri puslu puslu olurdu bazen
Bazen birisi fısıldarmış gibi olurdu
Duyamadım derdim, tekrar et!
Sessizliğe bürünürdü o vakit her şey
Sokaklar daha bir puslu
Palyaçolar daha bir ağlamaklı olurdu
Ve ben daha bir alçak olurdum, ağlardım biraz
Hem sen kimsin? Çekiştirme diyorum
Hatta kuyruğuma basma diyorum
Acıyor, tırmalarım diyorum
Kahrol, kahrol! diyorum
Geçen gün yüzüme rastladım bir ilan panosunda
Korktum birden, kusacak gibi oldum
Olur öyle dedi palyaço
Herkes alçaktır biraz
Otur ulan! dedim, bağırdım ona
Ben bazen bağırırım biraz
Rakı doldur! dedim, eksilmesin
Ben bazen eksilirim biraz
Aslında hepimiz eksilirmişiz biraz
Bunu sonradan öğrendim
Ben aslında her şeyi sonradan öğrendim
Herkes herkesi sonradan öğrenirmiş
Bunu da sonradan öğrendim
Örneğin; geçen gün bir kadınla seviştim
Biraz değil, çok seviştim
Yaa, işte öyle palyaço, diyorum ki;
Bunu da yeni öğrendim
Sevişmek de eksilmekmiş biraz
Kim sevmezdi ki kuş ötüşlerini falan
Ben sevmezdim dedim, yalan dedi
Bunu palyaço söyledi
Palyaço söyledi ben yazdım
Yazmasam, alçak olacaktım
Hem ben roman da yazdım biraz
Bazen diyorum ki, palyaço,
Sen olmasan ben ne yaparım
Alçakça eksilirim belki biraz
Her yağmur yağışında yerin dibine girerim
Hiçbir kadının kasıklarını öpemem belki
Ya da unuturum sonradan öğrendiklerimi
Biraz biraz anlıyorum ki,
Yüzler, eller, o terli vücutlar falan
Her şey plastikmiş biraz
Haydi sirtaki yapalım palyaço
Rakı doldur, yine eksildik biraz.
-Anonim-
Osman Sonant’tan dinlemek için;
“Palyaço”

Rahatsız Kelimeler-Aslında

DbdbsbJxh.jpgAslında diyerek bir yazıya başlanmaz aslında. Çünkü aslında dediğimiz zaman konu hakkında bazı şeyleri zaten biliyor olmanız gerekir. Bu yüzden bir kaç cümle ile mevzuyu özetleyip aslında diyerek başlayacağım yazmaya.
Benim davam ilk aldığım nefesle başladı dünyada. Son nefesimi verene kadar da devam edecek davam olarak kalmaya. Benim davam, benim kavgam insanoğluyla. İnsan dediğimiz mahlukun her türlü nankörlüğünü görecek gücüm, sırtıma yüklediği sorumlulukları taşıyacak takatim kalmadı. Benim gibi yorulmuş bir kaç düşündaşımla beraber yine bir gece oturacağız, yine başlayacağız konuşmaya ve yazmaya.
Aslında diyerek başladığımız her mevzunun sorusu da çözümü de aslında. Dünyadaki her şey senin aslında. Kerem isen aşkın da Aslı’nda vuslatın da Aslı’nda. Değilsen yarin de aslında kahrın da aslında…
Aslolan fark etmez razıysan aşka.

Karşılaştırma Yöntemi

IMG_4642.JPGİnsan gördüklerini kendi kendine açıklığa kavuşturduğu zaman, gördüğü maddeler veya olaylar arasında bir bağlantının olup olmadığı arayışına başlamaktadır. Bu ikincil ve daha karmaşık olan süreç, yine insanın hafızasında biriktirilmiş olmanın sonucunda, bilinçte kalan bağlantılarla stereotipler arasındaki karşılaştırmalar aracılığıyla oluşmaktadır. Stereotiplerle karşılaştırma yöntemi, cereyan eden olayların anlamını çözmek ve gerçekleri ortaya çıkarmak açısından son derece ekonomik bir yöntemdir. İşte bu iki süreç esnasında, izlenen olaylardan artık stereotip hafıza tarafından bilinen nitelikli bir farklılığın açığa çıkarılmasıyla, başka bir üçüncü sürecin doğuşu gerçekleştirilmektedir. Böylece insan bilincinde, görülenlerin sabitleştirilmesi ve anlaşılmasının yanı sıra, bir de bilinen ve görülen bağlantıların denetim amacıyla karşılaştırılması esnasına göre değerlendirme ve sonuçlar çıkarmaktadır.
Zaten kurgunun temel mahiyeti de bundan ibarettir. Karşılaştırma ve bunun sonucunda, olaylar arasındaki bağlantıları anlamanın daha nitelikli başka bir düzeyin ortaya çıkmasıdır. Bu anlatılanların ışığında varılması mümkün olan yargıya göre, karşılaştırma ilkesi yalnızca sinematografiye veya benzeri sanatlara ait değildir; aynı zamanda, insanın bilincinin çalışma mekanizmalarının da temel ilkesidir. İnsanın algılama organlarının önünde bir sanat yapıtının veya doğanın bulunması bu sonucu değiştirmez.
İnsan beyninin çalışma mekanizmalarının analizi, daha doğrusunu söylemek gerekirse, bu mekanizmaların daha basitleştirilmiş modeli, üzerinde ayrıca durulmasını ve derin araştırmalar yapılmasını gerektiren bir konudur. Fakat biz şimdilik , bilincin faaliyetlerine kendi izlenimlerini yükleyen algılamanın ilk süreçlerine döneceğiz.
Doğa ve doğanın evrimleşmesi, dünyanın durumuyla ilgili, devamlı faaliyet halinde olan enformasyon edinme gereksinimini insanın içine yerleştirmiştir. Bu gereksinim insanın doğasının derinliklerinden, kendini koruma içgüdüsünden kaynaklanmaktadır. İnsanlar her saniye, kendilerine yönelik bir tehlikenin olup olmadığını kontrol etmek amacıyla, onları çevreleyen dünyayı kesintisiz bir şekilde takip etmektedirler.
Böylece insan psikolojisinin iki temel özelliğini açıklığa kavuşturmuş bulunuyoruz. Bunlardan birincisi, bütün gördüklerimiz arasındaki bağlantıları ortaya çıkarmak ve ne türden olduklarını saptamak için, sürekli manik bir arayış, ikincisiyse, enformasyon edinmede kronik açlık duygusudur. İnsanlar çok ayrıntılı ve olayları anlamaya yetecek boyutlarda enformasyon edinmeleri halinde, ancak belirli ölçüde rahatlık hissedebilirler. Biz insanlar, genellikle davranışlarımızın bu özelliklerini, algılama ve bilinç mekanizmalarımızın bu faaliyetlerini kontrol edebilecek durumda değiliz.
Sinema ve Televizyonda Görüntü Kurgusu
Aleksey G. Sokolov
14/15

Kara Tahta Yazıları-1

IMG_3246.JPG
Ben artık yeter dediğimiz yerde durmak istiyorum. Bunu bencil bir istek olarak algılama. Ben bitti dediğimiz zaman bitmek istiyorum. İsteklerimizin başladığı yere oturuyorum. Her şeyin başladığı yerde yeniden başlamak istiyorum. Bugün bir banka oturdum. Kaldırdı kafasını neredeyim diye sordu, cevap veremedim. Mahcup hissettim biraz sanki onu oraya ben koymuşum gibi. Beni bilirsin mahcupluğa dayanamam. Tersledim, sus dedim yeter! Ben o sustuğumuz yerde konuşmayı öğrenmek için çırpınan bir çocuk gibi bekliyorum. Susmamız gereken yerde susmadık, beni aldattın. Ben artık susmamız gereken yeri de bilmek istiyorum. Bunları bencil istekler olarak algıla. Artık beni anlamanı istiyorum. Ben artık yoruluyorum. Çocuklar gibi oradan oraya koşturamıyorum. Ayaklarım acıyor artık, peşinden gelemiyorum. Sana yetişemiyorum. Ne olur beni anla, seni seviyorum. Hepsi bir rüya, sonunda ne olacak kestiremiyorum. Beni biraz gör, ben boğuluyorum. Kimse beni görmezken sen gör!
Hayatta iyi şeylerin de olabileceğine inanmak istiyorum.

Maruzat

IMG_0227.JPGGerçekten çok fazla insana maruz kalıyoruz bazen. Bu biraz üzüyor insan denen mahlukatı, yine de dünyevi dertlerden soyunma isteği hücüm ediyor üzerime. Beklenen kadar günahkar değilim. Ama melek olmadığım da aşikar. Şeytansı dertlerin üzerinde titizlikle çalışmaktayım. Yalınlık tuzağı, kan damarlarımda yankılarıyla buluşuyor. Her gün daha rezil rüyalar görüyorum. Her rüyamda birinin daha hakkına giriyorum. Bununla nasıl başa çıkabileceğimi düşünmekle geçiriyorum vaktimi. Zamanında zamanı gelene zamanla ilgili problemlerimi anlatmak gibi yanlışlıklara düşüyorum bazen. Beni derinden yaralayan düzen takıntıları, insanlara dokunamıyor bile. Yarım kalmış bütün işlerin yorgunluğuyla başa çıkmak zor diye düşünüyorum. Herhangi bir konuda eleştiriye açığım. Açıkçası açıklıkları ile gündeme gelen bir kaç cümle çaresizliği var üzerimde. Ne yapacağımı bilmiyorum. Ama nereden geldim? Nereye gidiyorum, ne zaman kime gidiyorum, tahmin edebiliyorum. Yolculuğun sonu istediğim yer olmayacak muhtemelen, o yüzden isteklerimi değiştirilebilecek düzeyde katılıkta tutuyorum. Beni etkileyen kelimeleri seç. Onları bulduğunda benimle beraber kelimelerimin yoksunluğuna ağlayabilme kudretine erişebileceksin. Gözyaşlarımızın tadı aynı. Bir tadımlık hayatım kaldı, onu da mahvetme, uzak durma, gel, bekliyorum.