İnsan Müsveddesi

DSC07907.JPGVarlığını diğer insanların varlığına borçlu olanlara ne demeli? Nasılsın mı? Sormanıza gerek yok. İyiler. Düşünmekten aciz varlıklar, mutlular. Ne zaman bu hale geldik? Fikirlerimiz yaşıtlarımızın beğenisi ile değer görmeye başladığından beri mi? Ya da daha kötüsü görüntümüzün güzelliği takdire şayan olma zorunluluğunu ilke haline getirdiğimizden beri mi? Öyleyse çok fazla zaman olmadı. Biz bu milenyumun otuz beş santimetre küplük hacme sığdırdığı mahkumlar olarak yaşıyoruz. Düşsel mutluluğumuz görsel hazza yerini bırakırken, bayrak elimizden düşüyor, eğilip almaya tenezzül etmiyoruz. Bayrak düştüğü için de önümüze gelene küfür, kıyamet. Ne ilginç varlıklar, şu var olduğunu kanıtlamaya çalışanlar. Hayatta iyilik yapmaya çalışan insanların bile hastalığı, marka olmaya çalışmak. Oysa bir elin verdiğini diğeri? Her neyse ne kadar zavallı bir durum bu. Ne zaman mutlu bir anı yakalamaya çalışsak, aslında onları küçük bir ekrana hapsedip, oradan izliyoruz. Kötü bir şeyi oradan görüp kınayıp, küfürler ediyoruz.  Ne acı doğal gözler yerine yapay olan bilmem kaç megapiksellik adi gözleri kullanmaya başlamış olmamız. Ne acı hislerimizi gerçekten önemseyen insanlar yerine hayatımıza ucundan kıyısından temas etmiş üç beş yüz kişi ile paylaşıp buradan benliğimizin eşsiz notalarını görüş odalarındaki diğer mahkumlara dinletmeye çalışmamız. İki kişi az üç kişi fazla. Verilen değer sayısal rakamlara dökülmüşse burada düşünmemiz gereken bazı şeyler var. Soyut olan her şeyi somutlaştırıyoruz. Sonra ortaya çıkıp “Sanat soyut olmalı” diyor, soyutlaştırma çabası ile debelenip duruyoruz. Aslında sanat görebildiğimiz ama önemini kavrayamadığımız şeylerin bazı insanlar tarafından o şeylerin önemini kendi istediği yerde istediği zamanda ve istediği şekilde talep eden insanlara gösterme eyleminin başarısından başka bir şey de değil. Yani başarı öyküsünde başarı değil öykü olan, öykünün başarılı olması.
Densiz insanoğlu, karşısında olmayana ne de güzel hakaret edip aşağılayabiliyor. Karşısında olsa utanır ama bu da iyi bir şey. Henüz insanlığımıza erişememişler demektir. Sadece içimizdeki şeytanı belli bir süre kodes konserlerine çıkartıyoruz şimdilik. Ağzımıza geleni söyleyip insanları kırıyoruz. Oysa ne kadar lazımsa o kadar zarif olmalı insan. Duygu sömürüsü yapanlar suçsuz mu? Hayır. Ama kusurlunun bile örtmemizi beklediği bir kusuru varken, insanlardan soyutlanıp dağ başlarında fotoğraflar çekip küçük hapishanemizde sergi haline getirmemiz ne kadar insani? Zavallı ben. Ne kadar geç kalmışım dünyaya gelmek için. Yaşım yirmilerde, zihnim atalarımla eşsiz bir yerde, zeybekte.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir