Yol ve Yol

Yine onlarca kilometre yol, yine binlerce metre kumaşlar arasına sarılmış, buruşturulmuş sesler. Herkes biriyle dalga geçiyor. Dağlar da denizlerle dalga geçiyor olmalılar. Bazı yerlerde paralel bazı yerlerde dik uzanmaları bundan olsa gerek. Her dağ denize ulaşmanın isteksiz kıvrımlarıyla yoğrulurken direniş ara sıra gözle görünür hale gelir.
Sessizliğin sineması yine bütün gücünü göstermeye çalışacaktır.
Elbette onların ne demek istediğini anlamıyorum. Ben sadece bana ne hissettiriliyorsa onun hakkında yanılmaya çalışıyorum. Belki de güç göstermenin değildir de gizlemenindir, kim bilir.
En sevdiğim komşum, Halil Amca. Dizilmiş bir kaç ayakkabı kapının önüne. Belli ki cenaze var. Gözyaşı var. Zemin çok ıslak. Altını göremiyorum.
Altından şelaleler akan asfaltlarda gözlerin esiri edildim. Delirdim. Kayboldum. Altından bir musluktan su içiyorum. Bana bağırıyorsun yolun karşısından. Ne dediğini bir türlü anlayamıyorum. Bana beni ağır hissettirecek cümlelerle konuşma. Ne kadar derinden cümlelerle konuşuyorsun. Sesin boğuluyor. Algılayamıyorum. Beni yargılama. Neden diye sorma. Cevap vermek anlaşılmak içindir. Anlaşılmak gibi bir niyetim yok. Beni anlamıyorsun.
Seni özlemiyorum değil. Sadece biraz zaman gerekiyor bana. Özlem devinim içinde olmadığında özünü yitirir, geriye bir kaç anlamsız harf kalır.
Beni bırakma demeyeceğim. En çok sen bırak. Bırak ki, aramanın aşkıyla harekete geçeyim. Durmak bana göre değil. Aramalıyım. Bulmalıyım. Yitirmeliyim.
Aramalı, yolda olmalıyım…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir