Bu Şehir 2

IMG_8456.JPG
Güneşli bir günün akşamındasın.
Yanlış yerde doğru zamandasın.
Değişime inanır mısın?
Sen geç mi kaldın? Ne bu yüzündeki ifade?
Ben çok değiştim. Sen hala aynı gibisin.
Aşkın yorgunluğu çökmüş üstüne. Belli.
Kamufle olmayı öğrendin mi?
Burada oturarak görünmediğini mi zannediyorsun?
Özledim diyorsun. Yalan.
Bir siz biliyorsunuz sanki kaçmayı.
Özlem fırsatını bulduğunda kavuşmak içindir.
Çık artık saklandığın yerden.
Geç kalma artık, tam zamanında orada ol.
Aç müziğin sesini git seni nereye götürüyorsa.
Değişebilirsin. Kalbin sana oyun oynuyor.
Tek kelime daha etme.
Yanılmaktan korkma.
Herkes yanılabilir.
Sevme kendinden çok kimseyi.
Ama sadece sen yoksun dünyada.
Paylaş içinden geçenleri.
Biraz tutarsız gibisin.
İkimizde nereden geldiğini biliyoruz.
Korkularımızdan?
Daha iyi olmam için, canımı yakmana gerek yok.

İçimde Yanan Biri – Domenico

Nostalgia.jpg
İçimde hangi atam konuşuyor?
Hem aklımı hem de bedenimi aynı anda terk edemem.
Bu yüzden tek kişi olamıyorum.
Kendimi aynı anda sayısız şey olarak hissedebiliyorum.
Büyük ustalardan fazla kalmadı.
Zamanımızın gerçek kötülüğü budur.
Kalbin yolları gölgelerle örtülmüş.
Faydasız görünen seslere kulak vermeliyiz.
Okul duvarları, asfalt ve refah reklamlarının, uzun kanalizasyon boruları ile dolu beyinlere, böceklerin vızıltıları gibi girmeli.
Her birimizin gözlerini ve kulaklarını, büyük bir rüyanın başlangıcı olacak şeylerle doldurmalıyız.
İçimizden biri piramitleri yapacağımızı haykırmalı!
Yapmamamızın bir önemi yok, o arzuyu beslemeliyiz ve ruhun köşelerini esnetmeliyiz sınırsız bir çarşaf gibi.
Dünyanın ilerlemesini istiyorsanız el ele vermeliyiz.
Sözüm ona sağlıklıları, sözüm ona hastaların arasına karıştırmalıyız.
Siz! sağlıklı olanlar, sağlığınız neye yarar?
İnsanoğlunun gözleri, içine daldığımız çukura bakıyor.
Özgürlük faydasızdır.
Eğer gözlerimizin içine bakmaya, yemeye, içmeye ve bizimle yatmaya cesaretiniz yoksa!
Dünyayı yıkılmanın eşiğine getirenler
Sözüm ona sağlıklı olanlar!
İnsanoğlu dinle!
Senin içinde su, ateş ve sonra kül ve külün içindeki kemikler.
Kemikler ve küller!
Gerçekliğin içinde veya hayalimde değilken ben neredeyim?
İşte yeni anlaşmam:
Geceleri güneşli olmalı
Ve ağustos da karlı
Büyük şeyler sona erer, küçükler baki kalır.
Toplum böylesine parçalanmaktansa yeniden bir araya gelmeli.
Sadece doğaya bak, hayatın ne kadar basit olduğunu göreceksin.
Bir zamanlar olduğumuz yere geri dönmeliyiz, yanlış tarafa döndüğümüz noktaya
Hayatın ana temellerine geri dönmeliyiz, suları kirletmeden.
Deli bir adam, size kendinizden utanmanızı söylüyorsa, ne biçim bir dünyadır burası?!
Şimdi müzik…
 
Andrey Tarkovsky – Nostalghia

Uydu Sorunu

uydu.jpg
Yalnızlığın tam ortasından yazıyorum. Akşam olunca anlıyor insan biraz yalnızlığını. Bütün tantana bitince, ışıklar sönünce ve söyleyecek bir kelime dahi kalmayınca anlıyor. Beni de biraz anlamanı isterdim. Ben seni yalnızken bir poker masasında da severdim. Kaybedecek tek kuruşum kalmadığında geleceğime bahse girerdim. Bir viski daha söylerdim sensizliğe. Sigaramı bir küllüğe iliştirirdim, alelacele. Sigaram da küllükte yalnızlık çekerdi. Ve diğerlerine kavuşma arzusuyla sık sık sönerdi. Yakmaya kıyamazdım bırakırdım. Sahi insan beklemek olmasaydı ne yapardı. En güzel sanat eserlerini öylece kaderine mi terk ederdi, bilemiyorum. En güzel kahverengilerimi en güzel kahvehanelerden çalmak gibi bir huyum var. Beni ehlileştirmene ihtiyacım var. Beni dünyadan uzaklaştır. Ben sana az kendime fazlayım. Fazlalığım. Güneşin aydınlatamadığı kuytu, yolunu kaybetmiş başıboş bir uyduyum. Etrafındaydım, artık yarınındayım. Uzaklaşmalıydım, şimdi çok uzaktayım.
“Hervsey’de”
 

Çöl Vakti

IMG_1024.jpg
Yanlış kararları doğru zamanlarda almak gibi bir huyu vardı şafak vaktinin. Hep bir umut beklerdik karşısında, bize güzel günler getireceğini umardık. Umut bizi hayattan koparan tek şeydi. Bekledikçe bekledik. Taşa döndük ve ekledik; bize yanlış tanıtmışsın dışarıyı. Sorun değil. yalnız kaldığımız her an birlikteydik, birdik. Mahremimi dökerdim sana, mahmur ederdin bakışlarınla. Bir sarhoşluktu doğruluk bize. Hiç yayınlanmayacak bir yazıydı ilkelliğimiz. İlkemiz daima günahlar işlemekti. Ama birbirimizden uzakta. Eğlenirdik günle, güneşle, ayla ve geceyle. Dünyayı bir deniz zannederdik, balık olmak isterdik. Sahillere inerdik seninle. Hatta birlikte kumpir yemişliğimiz bile vardı, vasat bir günün akşamında. Biraz tebessüm istemiştik dolunaydan. Esirgemedi. Bizi, biz olduğumuz zamanlarda o da severdi. Sevilmeye muhtaçtık ikimiz de. Birbirimizi seçtik. Seçilmiş kişiler olduğumuzu dünyaya ilan ettik. Armonilere bizi dizdik. İki notadan ileri gidemedik. Şimdi çaresiz kaldık işte, sen başka fa anahtarında mibemolsün. Ben kendi adımı çoktan unuttum. Yüzün kaldı kağıdımda. İncelikle dokundu kumaşıma. Seni atsam atamam. Ama affet beni, sen bir yağmur olsan, ben çölde bile olsam, seni artık arayamam.
“Hervsey’de”

Kara Tahta Yazıları-7

IMG_5337.JPG
Aslında yanıldığımızı biliyorduk. Sadece henüz bunu kendimize itiraf edememiştik. İnsan yanıldığını bilmez mi? Bilir. Biz işin salağa yatma kısmı ile ilgilenmeyi seçmiştik. Her seferinde biraz daha iyiye gideceğimize kendimizi inandırmıştık. Bunca zahmet boşuna değil. Biz sevmeyi, sevilmeyi seçtik. Yanlış yaptık, bunu da çok geç olduğunda fark ettik. Ama önemli olan yanlışımızı fark edebilmekti değil mi? Züğürt tesellisi! Daha iyi olabiliriz. Daha iyiye ulaşabiliriz. Yanılabiliriz. Düştük. Kalkıp koşmaya gerek yok. Şuraya oturup yaramıza bakalım, bir dinlenelim. Belki de beceriksiziz. Kabullenelim. Mutlu olacağımız şeyi aramaktan vazgeçip mutluluğun kendisini arayalım. Muhtemelen bulamayız, hiç değilse yolumuzun nereden geçtiğini biliriz. Biz ararken bizi bulabiliriz. Belki de bulamadan ölürüz. Sorun biz değiliz. Aslında başkası da değil. Zaten sorun herhangi bir kötü sonuca ulaşmadan önce sorun değildir.

Karşımda Kendim ve Dertlerim

IMG_8487.JPG
O kadar korkuyorum ki düşüncelerimden sarhoş olamıyorum. Bilincim dahilinde olmayan bir kelime çıkar da dudaklarımdan utandırır beni düşünce dünyam diye diğer insanlar gibi eğlenemiyorum bile. Buna kontrol manyaklığı diyebilirsin. Bunu kontrol manyaklığı hakkında bilimsel pek fazla bir şey bilmemene bağlarım. Benimle yargılarını kenara bırakıp yürümen gerekir. Bunca zaman nerede olduğunu sormak için gözlerin duygusal yaptırımını kullanmamaya kararlıyım. Zaman işte, herkes bir yerlerde. Denk gelmiyor olmamız aynı şeyleri düşünmediğimiz anlamına gelmiyor. Uzun süre uzun konular üzerinde yazamıyorum. Malum biraz dikkat dağınıklığımdan yakınıyorum bu sıralar. Bir asır gibi yaşıyorum her anı, bir saniye gibi geçiriyorum asırları. Asrın da hatrı vardır. En az senin üzerimde olduğu kadar. Her neyse konularımdan etkilenmen hoşuma gitmiyor. Ne kadar ilginç bulutları hiç düşünmemiş olman. Öylece gökyüzünde asılı kalan bir kaç toz veya buhar parçalarından ibaret olmadıklarını düşünüyorum. Belki de yanlış. Yine de bunu her fırsatta düşünmüyorum nasıl olsa. Anlık gelip giden düşünceleri yakalayıp ayaklarına taş bağlayıp egenin derinliklerine bir balıkçı teknesinden atmak gibi planlar yapıyorum aslında boş zamanlarımda. Herhangi bir şeyle uğraşmak biraz kaslarımı zayıflatıyor diye düşünüyorum. Suyun kaldırma kuvveti varsa aklımın da unutma gücü var. Sevmediğim duyguları yaşamamak için bu gücü kullanmam ne kadar normal bilemiyorum ama bu bedenime fazla müdahale ediyormuşum gibi hissettirebilir. Bu beni kötü hissettirmeyecektir.
İnsanın nasıl oluştuğu hakkında bilimsel verilerin inandırıcılığı ne kadar zayıf. Oysa o verilere takılıp kalsak herkesin aslında aynı şeyleri düşünmek, yaşamak gibi zayıf noktaları olabilir. Oysa herkes ne kadar farklı. Hiçbir şeyden emin olamamak ne kadar muazzam bir duygu. Egoyu bastırıyor aslında. Ne kadar küçük olduğunu insana tekrar tekrar hatırlatıyor. Bazı meseleleri çok fazla abartıyor gibi düşünüyorum Adem’in. Sessiz sessiz otururken bir anda ortaya bir tartışma konusu atıp insanları birbirine düşürmesinin bir içsel deney olduğunu tahmin ediyorum. İnsanı anlamış bu çocuk. Ama emin değil. Olması gerektiği gibi.
Sanat, felsefe, edebiyat burjuva işi uğraşlar mı cidden. Bazen rahat ettiğimi fark edebiliyor ve bunun için bir hayli yakınıyorum. Bilgeler çok fazla şey söylüyorlar.
Bilge de fazla şey biliyor diye bilge değil bu arada. Sadece bilmesi gereken konularda öğrenmeye meraklı ve hatırlama kabiliyeti benden biraz daha fazla.
Aslında hatırlamak gücü benden bi tık fazla her insan benden daha bilgedir desem pek de yalan olmaz. Sana kendimi anlatmaya çalışmıyorum. SAdece biraz konuşmaya ihtiyacım vardı. Seni gördüm ve seninle konuşmaya karar verdim. Beni dinlediğin ama anlamaya çalışmadığın için teşekkür ederim. Çünkü bu kelimelerin yerleri değişip daha farklı cümleler oluşturacak şekilde dizilseydi, hiç olmayacak insanlara anlamlı şeyler ifade edebilirdi. Optimizmin yarım uyak tahammülleri dillendirip gerçeğe dönüştürme çabası anlamsız. Düğümlerimiz sıkı, karanlıklarımız zifiri olsun.

Başka Bir Dünyaya İltica

IMG_9104.JPG
Başında beklerken biraz beceriksiz olduğumu hissediyorum. Oysa yazmalıyım başıma gelecekleri, kahinlik iddiasında bulunmuyorum. Sadece geleceği sezebiliyorum. Merak duygusu yenilmeli. Bir savaş bu epey kanlı, Galibi de katil, mağlubu da. Yanlış! Dünyamda işler pek yolunda gitmiyor. Beni kaçıracağın bir uzay gemin varsa seninle o yıldızda yaşayabileceğimi düşünüyorum. Ama pek emin değilim. Yerimi yadırgayabilirim. En azından bir koltuğum olsaydı diye başının etini yiyebilirim. Kitaplarımı da burada bırakabilecek kadar vicdansız mıyım? Belki de, bilemiyorum. Yanlış işte! Kendimle çelişmekten hiç hoşlanmıyorum. Değişim beni düzensiz bir ruh haline sokuyor. Kapitalizme sövüp yuvalarına harç taşıyorum. Bu beni dengesiz biri olduğuma inandırmaya yetecek bir kaç davranışımdan birisi. Akşamları ne kadar sevsem de gündüzleri mutlu oluyorum. Galiba ben mutsuz olmayı seviyorum. Mutluyken yazamıyorum. Belki de mutluyken daha mutsuzum, ihtimal dahilinde. Vazgeçtim, o yıldızda yaşayamam ben, sen benim yanlışlarımla dolu dünyama gel, hadi, bekliyorum.

İz Bırakma Fiziği

geçmişkik.jpg
Geçmiş ne kadar hızlı geçmiş, oysa yaşanmamışlıklar vardı. Beklesen biraz ne olurdu? Ben geç kaldım tamam, ama belki de hata senin. Neden tam zamanında oradaydın. Belki de sen de geç kalmalıydın. İkimizde geç kalsaydık bence geç kalmış olmazdık. Bana öyle bakma. Yapabileceğim bir şey yok. Olsa yapar mıydım? Elimden ne geliyorsa sana gelsin diye uğraşırdım galiba. Ama sen masum değilsin. Sana kızmıyorum. Hiçbirimiz masum değiliz. Ben sözlerine kızıyorum. Daha doğrusu kızıyordum. Sözlerini unuttum. Unutkanlık var biraz sen de biliyorsun. Belki sen de unuttun. Unutulmuş bir çiçek salonda duruyor. Her bulduğu fırsatta saati soruyor. Bir saat ya da bileğindeki herhangi bir şey. Bak ve bana ne kadar zamanımız olduğunu söyle. Seninle ben akrep ve yelkovan gibiydik. Sen bir dönerdin ben etrafında fır dönerdim. Hep etrafındaydım. Hep yakında. Saatler ileri mi alındı yine. Dur hemen sözlerime alınma. Alındıkça satılır sözcükler. Benim yazılarımın müşterisi yok. Bağırma, ben bağırınca giderim. Uzaklardan seni seyrederim. Seninle ilgili değil konularım, konuşlarım ve dokunuşlarım. Son dokunuşlarım hep zarif olsun isterim. Sinematik bir gözle bazen seni izlerim. Bir film olsan en güzel detay olurdun. Ben detayları severim. Emin ol en çok seni severdim. Yanlış anlama seni etkilemeye çalışmıyorum. Etki her zaman tepki oluşturur. Ben seni tepkisiz de kabul ederim. Basit fizik kuralları, biraz yanlış anlayışlar, tutku taneleri, kalp yıkıntıları. Sıradan şeyler de konuşmalı insan. Seni her zamanki yerde her zamanki sadeliğimle terk ediyorum.
“Hervsey’de”

Karambol

IMG_0686.jpg
Etrafta çocuklar var, burası park değil. Yalnız kalmaya pek alışık değilim, dilimde bir kaç serzeniş var. İnsanların dudakları arasından çıkan her iki kelime söz veriş. Yalan söyleyiş. Şekli fark etmiyor, öylece söyleniyor. Her söylenişte şekilleri değişiyor. Kimse mutlu değil. Herkesin rolü üzerine “cuk” diye oturuyor. Karşımda bir adam var. Akşamdan kalmış, ama kendine kalmamış, belli. Belirsiz bir yüz ifadesi var, gülüyor mu yoksa normalde de böyle mi anlayamıyorum. Zaten çok az şeyi anlıyorum hayatta. Onlar da çok zor şeyler değil. Mesela sıfırı anlıyorum. Yok gibi bir şey ama yokluğunun ismi var. Benim o da yok. Kendimi pek anlayamıyorum. Mutsuz değilim, yalanları seviyorum. İnsan kendine dürüst olmalı. Sıfırları seviyorum. Ama senin yanında bir sıfır olabilir miyim, bilmiyorum. Bunun için kendini zorlamamalı insan. Ya olmalı tam karşısında bir pencere, çıkıp bağırmalı, ya da karanlık bir zindanda, içinden ölüsü bile çıkmamalı. İki seçenek arasında kalmak nedir bilir misin? İntihar etmek veya sinemaya gitmek gibi. ikincisini yapsan ilkine zararı yok ama ilkini yaparsan ikincisine hakkın yok. Yasak aşklara fırça atmak yok, yanlış resmi karalıyorsun. Artık yaşamak bir karambol.
“Hervsey’de”