İçimdeki Chopin

IMG_0101.jpgBeynimde ölü  bir adamın kalıntıları var. Nerede ölmüş ne uğruna ölmüş bilmiyorum, aslında umrumda da değil. Kafatası soruyor. Naziktir genelde. Neredensiniz siz? Cevap veriyorum, gökyüzünden. Sus diyor, inanmıyorum! Biraz gergin galiba bu aralar. Nasıl davranacağını bilmiyor, tutarsız. Benim gibi. Onunla aramıza kalitesiz kumaşlar giriyor. Bizi yataktan bu kumaşlar ayırıyor. Belki onlar olmasa yatağa gömülecektik. Dert değil. Ayrılmak acı çekmekten iyi diyor elmacık kemiği, ona pek güvenmiyorum. Bazen kalitesiz şakalar yapıyor. Kemik tozu savuruyor yüzüme. Burnum kaşınıyor. Hapşıracak gibi oluyorum, burnumu tutuyorum ama faydası yok o burnun bir kere kaşınmışsa hapşırsan bir dert hapşırmasan bir dert. Saçmalamayı bırakıp hapşırıyorum. Bir saniyeliğine de olsa kalbim duruyor, rahatlıyorum. Hiç durmayacak diye endişeleniyordum. Bu aralar biraz değişikliğe ihtiyacım var.
Yaşamanın bir tatili olmalı, belli saatlerde insanlar yaşamamalı. Bu önermeyi kalça kemiği yapıyor. Sanki tatil yapsa rahat edebilecekmiş gibi. Susturuyorlar onu. Onu galiba sevmiyorlar. Ne acı, onlar arasında da hiyerarşi var sanırım.
Yıllarca insanların yükünü taşıyan bütün kemikler ayaklanıyor. Kendimiz yetmezmiş gibi başkalarının yüklerini de taşıyoruz diyorlar. İnsanlar onlara karşı biraz acımasız davranıyorlar. Belki de haklılar, onların da bir sendikaları olmalı bence. Yatacak yerleri olmalı. Birleşip tekrar dirilmeliler.
Dirilmek de ölmek gibi acılı olur mu acaba? Hiç ölmediğim için bilmiyorum.
“Hervsey’de”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir