Aldanış

IMG_0459.png
Dünün yarınla ilgili bir problemi yoktu, hiç de olmadı.
Dünü ortamlarda sevmezler, ondan konuşmak istemezlerdi. O bunları dert etmezdi. Üzerinde garip bir boş vermişlik vardı. Bazen onu düşünenlere de sitem ederdi. Sevmezdi kendinden konuşulmasını. Göz önünde bulunmak ona göre değildi. Farklı insanların farklı düşüncelerine her zaman saygı duyardı. Vakur duruşuyla hayatını düzene koymuştu. Her geçen gün, onu yaşlandırıyor, sevgisini ise gençleştiriyordu. Yalancı bahara kanmamak elinde değildi. Sonunu bildiği filmler izlerdi, sonları hep mutlu biterdi. Bitirdiği yaşı söyler, bitmemiş resimleri severdi. Geceler onu inandırmaya yeterdi. Sabah beş gibiydi, hiç yapmadığı bir şey yaptı. Hata dedi yaptığı şeye, ama pişman değildi. Çünkü aşk hatadır ama pişmanlık değildir.
Bir kovalamaca başladı, yeri geldiğinde yerine geldiğine yanıktı. Yanılmış ve yanlıştı. “Hayat istediğin şeyleri vermediğinde istediğin şeyleri değil hayatını değiştirmen gerekir.” O bu sözü hiç umursamadı. Umursamazlık onda bir hastalıktı, hiç tedavi olmadı. Günden güne eridi dün, zaman geçti ve oldu yarın. Sevginin yüceliği buydu aslında zaman geçtikçe sevdiğine dönüşmekti. O bu elmadan tattı, bir daha dün olamadı.
Elma bir yanılgıydı. Düzene baş kaldırıydı. Yalnızlığına bir darbe, yazgıya saldırıydı. Çok geçmeden hayatından arındı.
Hayatımız bir dün ve binlerce yarındı. Ve bir yasak elma bizi dünyaya baktırdı. Gözümüzü alamadık, yerimizde kalamadık. Koştuk… Yorulduk… Durduk. Dinleniyoruz. Dinlendiğimiz yetmedi, bir de dileniyoruz. Durduğumuz yerde yeniden diriliyoruz.
“Hervsey’de”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir