Yenilgi Sonrası Düşüşlerden Kanı Durmayan Yaralara Kabuk Beklentisi


Yine beklemek zulmüne göğüs germeye çalışmakta vücudumdaki her bir zerrem.
Deneme yanılma yöntemi ile savaşmakta beynim. Ben kimim diye sorduğum her kaldırım taşından ağır hakaretler işitmekte kulaklarım.
Beni mi bekliyorsun, kendini mi, karar vermeni bekliyorum.
Zamanın icadından önceydi.
Düştük binlerce metreden yeryüzüne, kırılmış bir tarafımız yok. Seninle ben kimseden taraf değiliz. Sadece geleceğe sahip çıkmaya çalışıyoruz. Kalemimize, defterimize, insanlığımıza rengimizi katmaya çalışıyoruz.  Biz aslında herkese biraz benziyoruz. Kimseden benzerlik beklemiyoruz. Gördüğümüz güzel gözlerden kahkahalar çalıyoruz. Biz seninle en güzel gecede, kayan yıldızların üzerinden bize koşan tane hesabı mutlulukları yakalamaya bile yeltenmiyoruz. Birbirimize yetiyoruz. Bir çıkma ekmek, bir bardak sütle yıllarımızı geçiriyoruz. Yeni yetme dert tüccarlarından ağır aksak övgüler duyuyoruz. Duyduklarımızla yetiniyoruz. Hikaye güzel devam ediyor. Ama artık unutuyorum.
Hah!
Şimdi hatırladım.
Sonra sen gidiyorsun. Ağlıyorum. En uzun geceden dakikalar çalıyorum. Zamanı ileri sarıyorum. Zamanım geçiyor, sararıyorum. Gel artık, seni bekliyorum.

Mesai Saatlerinde Gelen Düşünceler


Alkolün beyne saldırması gibi geliyorsun aklıma. Kim olduğunu bilmiyorum. Zar zor yüzünü ellerimle bir kağıda çizmeye çalışıyorum. Kaçıyorsun. Yalnız kaldığın zamanlarda acaba neler düşünüyorsun?
Göremiyorum. Seni en çok görmem gereken zamanlarda, göremiyorum.
Masadaki maket bıçağını şah damarıma dayıyorsun sanki. Aklıma gelmelerinin etkileri dünyaya yansımış olsaydı bence yörüngeden çıkardı. Yine de aklıma bir sigaranın ciğerlere hücum etmesi gibi gelmeni bekliyorum. Tozu dumana kat, ozon tabakasına olan kötü etkilerini de kabul ediyorum. Bekliyorum.
Issız gecelerde bir yudum su geçmiş gibi boğazımdan, ferahlamak istiyorum.
Herhangi bir problem olmadığını ifade ederken bile endişeli görünüyorsun. Belki de seni fazlasıyla tanımıyorum.
Bana hissettirdiklerin için seni sorumlu tutmuyorum. Bu yargılamak olur. Ben en adaletli yargıçların bile masaya vurdukları o çekicin sesinden ölesiye korkuyorum. Şimdi o yargıçların idama mahkum ettiği zavallıya son arzusunu sorması gibi fütursuzca konuşuyorum. Her neyse, en azından seni düşünüyorum, senden konuşuyorum.
Bazı kelimelerle aramda garip bir bağ olduğu inancına nereden kapıldım hatırlamıyorum. İçimden geçenleri sadece o kelimelerle anlatabileceğim kanısına nereden vardım? Belki de sana göre saçma. Bilmiyorum.
Bildiğim birkaç şeyden ibaret olan küçük bir dünyadayım, savruluyorum.
Sözlüklerden kelimeler seçiyor, anlamlarına karışıyorum. Sen kelimesinin anlamında senden bir şeyler arıyorum.
Bir mermi ateşlendi, gözlerinden anlıyorum. Namlusu bana doğrulmuş yargılardan barut kokusu sarıyor etrafı.
Savaş iki sektörde patlama yaratır. Birincisi silah diğeri inşaat. Benimle savaşma, ne müteahhitler para kazansın ne de silah tüccarları.

Kelime Kuyruklu Uçurtma


Sana en çok ihtiyacım olduğu zamanda neredeydin? Ben günler, hatta aylar boyunca seni aradım; bir kaldırım taşında, kalem kutumda,  yarında ve notalarımda. Masamın üzerinde onlarca kağıt. Her birinde seni aramışım, çizdiklerimden belli.
Her dün daha fazla kaptırıyordum sana, şimdi yoksun. En önemlisi de tadın yok.
Yani bir uyurgezer olsan bile kalkıp yanıma gelebilirsin. İhtimaller denizi işte. Ama sen bir heykel gibi soğuk kalma tarafındasın.
Kitaplarımın arasından çıkmalısın. Sana göre değiller. Aşktan, tutkudan, hırstan ve iftiradan bahsederler, sen bunlardan çok daha fazlasın.
Sen kalemime kağıt, dilimde ağıtsın. Beni ağzındaki herhangi bir sözden farklı kılma. Çünkü yalnız kaldığımda minör ezgilerime majör mutluluklar vermen için totemler yapıyorum.
Beni bu kuluçkadan kaldırma, gel beraber uyuyalım, sokak lambasının altında, yazılmaya değer görülmeyen yazgımızla.

İstanbul Gibi Aşk


Saat sensizliği yaklaşık üç buçuk saat geçiyor. Ve zaman akmaya devam ediyor. Kalbimin dışında, kapıların önünde metro çalışması sürüyor.
Uzaklık kavramı varlığınla bütünleşti.
Senin zamanla ilgili problemlerin vardı. Ve ben bu saatlerde her şeyi görmezden gelebilirdim. Yalın kalan her şeyden seni sorumlu tutabilirdim. Yapmadım. Bazen yapmam. Bazen de seni düşünürüm, beni düşünürüm, yalnızlığı düşünürüm.
Yazmayalı bir hayli vakit geçti. Beni yazmaya iten sebepler vardı, biraz bekledim. Beklemek… Yanılmaktan türüyor. Nasıl diye sorma, ben de bilmiyorum. Bazen bazı şeylere körü körüne inanırsın, benim gibi. Sana inandığım gibi.
Yalnızlık… Geçenlerde yalnızlığımı ayakkabı çekeceğiyle giydim. Eğreti durmadı inan bana. Bazen inanamazsın.
Bir bakmışsın otuzundasın. Sen ve ben ayrı mekanlarda ayrı kollarda başkalarına sevinç gözyaşları döküyoruz falan. Belki de umutsuz olmamalıyız.
Bazen etrafımı gece görüşü ile izliyorum. Bazen termal bir kamerayla. Belki de gülünecek şeyler hala vardır diye. Buluyorum da. Geçenlerde sevdiği adamın evlenme teklifine evet diye bağıran bir kadının vücut sıcaklığından heyecanını izledim. Galiba biraz ayıp ettim, seni aldattım. Kimsenin vücuduna teknolojiyle temas etmek istemezdim.
Yine sahilde kayıklar sirtaki yapıyor. Ve senin ismin benim ismimi her zaman sevdi, biliyorum. Bu yüzdendir ki yan yanalar iplerin elinde. İlerleyen zamanda neler görürüm bilemiyorum.
Bazen bilmeyişlerimin beni hayatta tuttuğuna inanıyorum. Bazen yalanlar söylüyorum. Bir şekilde devam ediyorum işte, önemli olan bu.
Detayları seviyorsun, seni hissetmenin buruk yalvarışlarını tanıyorum.
Her tarafım ikinci derece yanıklarla çevrili ve ben seni ambulans sirenlerinin en tiz çıktığı saatlerde de seviyorum.

Soru Sağlamaları


Bir deli çığlığı saatler. Bir deli kalksa şimdi gelse yanımıza dese ki ben deli değilim. Kaçımız inanır? Zaman dursa saatlerimiz konuşsa dese ki ben zaman değil miyim? İşlemiyorum artık. Kaçımız delirir? Biz bu zamana kadar hep istediğimiz şekilde yaşadık. Kalksa biri dese ki bundan sonra benim istediğim gibi yaşayacaksınız? Hangimiz onun istediği gibi yaşarız. Hangimiz ölümü tercih ederiz. Bunlar tercih meselesi. Biz sevmeden ne kadar yaşayabiliriz. Kalbinden bir ruh çıksa, dikilse karşına ben bunu sevmek istiyorum dese. Onu yine de engellemeye mi çalışırız yoksa tamam senin istediğin olsun bakalım mı deriz? Biz bilmeyişlerimizin kurbanıyız. Biz sevmeyi sevmekten ibaret sayanlarız. Biz yazamayanlarız. Biz yaşayamayanlarız. Biz ulaşamayanlarız. Biz kavuşamayanlarız. Bir cam kırığı kalksa kırıldığı yerden dikilse karşımıza dese ki konuşma artık sen konuştuğun için biz kırılıyoruz. Ben konuşmaktan vazgeçerim. Benim vazgeçişlerim mucizelere bağlı. Bir mucize nereye bağlı? Soruların çok cevapların az olduğu yerlerden geliyorum. Bana bir cevap ver. Bütün sorularıma cevap olsun. Bana bir soru sor aklımda başka soru kalmasın.

6. Duygu


Güneş gibisin, aydınlatırsın, ısıtırsın belki de yakarsın. Ve ben bir buzul gibiyim. Sıcaklığın ulaşmıyor bana. Kalbim erimiyor teninin sıcaklığında. Seni hissetmenin güzel yanları vardı. Sonra soruşturduk yalnızlıkları ve sözlüklerden aradık aydınlıkları. Bize yetemediğimiz zamanlar oldu. Bir cam şişenin içindeki mektuplar gibi umutsuzca yazıldık yeryüzüne. Seni sevmiyorum değil. ama bilmiyorum işte. Belki de bir karga önyargısı üzerimizde. Bilmiyorum. Yalnızım ve bunu sen gittiğinden beri bana verdiğin bir hediye olarak kabul ediyorum. Bir taş kesildi bedenim, ve ben artık en garip senim. Serinim. Bir rüzgar gibiyim. En çok yağmurun altındayken şahlanırdı hislerim. Ve ben artık histeriğim. Deneme yanılma yöntemini pek sevmezdim. Denemeden yanıldığımı farkettiğimde yenilmiştim. Yenilendim, ayağa kalktım. Dur, yüzüne bakmak istiyorum. Seni bir aynada yok etmeliyim. Ben en çok dizginlediğin çizginim. Duygularımın mahut kaderisin. Kesinsin ve ataletimin tesirisin. Yüzün yok olmalı, sesin yok olmalı, bedenin çürüyüp toprağa karışmalı. Ölüme alışmalısın, yokluğuna alışmalıyım. Beni tanımıyorsun, çünkü ben senin bile bilmediğin o iyi yanınım.

Hakiki Yalnızlık


Karanlığın etrafından sessizce doğdu güneş, etrafını sarıp sanki bir suçluymuş gibi kıskaçlarla yok etti ışığın yokluğunu. Dümdüz bir adamdı, doğruldu, etrafına bakıp hazırlanmaya koyuldu. Amacı işe gitmekti, ama biraz dikkati dağınıktı, kravatı da öyle. Sabahları toplu taşımaya binmeyi severdi. Her sabah kalkıp nefret ettiği insanlığa bir şans daha verirdi. Her gün binlerce şans heba edilirdi. Her gün binlerce mahkemede binlerce suçlu affedilirdi. Yanlış bir notadan girmişti hayata, hayat zirveye doğrulurken, detone olmaktan korkardı. Bu yüzdendir ki minimal yaşardı. Kendine ait eşyası yoktu. Kitaplarını kütüphaneden alırdı. Kütüphaneci Ali ile araları da pek sıkı fıkıydı. Tabakları çatal, kaşık, bıçağı plastik kullanırdı. Arada bir kafasına esti mi köşedeki esnaf lokantasında adam gibi yemek yerdi. En büyük eğlencesi yalnız kalmaya çalışmaktı. Bir türlü beceremedi. Her yalnız kalmak istediğinde binlerce insan olsun istedi etrafında. Gerçekten bir gün ne istediğini bilecek miydi, bilinmez.
Öğlen vakti gelmişti, ağaçlar kendinden başka kimseye gölge vermez olmuştu. Asfalt parlamaya, billboardlar sararmaya başlamıştı. O öğlen diğerlerinden farklıydı. Zordu bir kere. Engebeli arazileri sevdiğinden sanıyoruz, çıktı bir gökdelenin tepesine. Dur dediler, yapma, etme dediler dinletemediler. Attı kendini aşağı. Cebinde bir notla göç etti buradan;
“Belki bu sefer hakiki yalnızlığı bulabilirim”
Bok bulursun…

Af Faaliyetlerinde Yetersizlik Dramı


Duydum ki büsbütün göç ediyorsun bu evrenden. Sana az kalmıştım, şimdi fazlalığım ve yalnızım. Etrafım kalabalık, üç tane hüner insanlarda, üç adımda babalık, arkadaşlık, düşmanlık.
Seni duydum. Bu evrendeydin son saatlerinde. Bir fotoğraftın, çıktın o mezardan ve aynaya baktın sonra, sonra bana baktın. Beni yargıladın, yalnızlıkla astın.
Kelimeler çıkmıyor ağzımdan, isyan ediyor yazgıma. Konuşmalıyım, son sözlerimi söylemeliyim, çünkü benim evrenimden kaybolduğunda artık tanışmıyor olacağız. Gözyaşlarım kelimelerimi ıslatıyor şimdi.
Çıkmamalı şemsiyesiz diyorlar, etrafı arıyorlar, bu fırtınaya şemsiye kar etmez diyip çıkmıyorlar.
Dudaklarım kurudu. Ben senin ellerini bir kere tuttum. Şimdi tüm eller yabancı bana. Yüzüme bir kere dokundun, şimdi bütün yüzler aşina bana. Gittin mi, ses tellerimi titreştiremediğim için mi terk ettin beni. Oysa gitme diyecektim. Kalbimdeki bir kan pıhtısının suçu, diyemedim. Seni metruk bir evin avlusunda terk ettim. Oysa ben cennettim. Cenneti senden esirgedim.
Affetmek ne garip kelime, çıksa dudaklarından geri dönüşü yok. Ben geri dönüşü olmayan her şeyden korkuyorum. En yakıcı gün ışığımda bir ağaç olmaktan seni azlediyorum. Issızımda sesini kısıyorum. Son çığlığını bir yıldıza armağan ediyorum.
Kutup yıldızıma sesleniyorum, biraz yana kay. Sabah oluyor. Haydi şimdi beraber kaybolalım.

Mücadele


Kendi askerleri tarafından derdest edilmiş bir komutan gibi çaresizim şu sıra. Kelimeler seçiyorum. En sevdiğin kelimelerden bir roman yazıyorum. Ne çok uzun ne çok kısa, tam ayarında. İnsanlar bilgi arıyor ansiklopedilerde. Bense tüm yazılmışlarda seni arıyorum. Koparıyorum içinde sen olan kağıtları. Ellerimde tonlarca kağıt, hangisini nereye yapıştırsam diye düşünüp duruyorum.
Algılarla savaşıyorum, kimseye aldırmadan. Kapılara vuruyorum, canlarını acıtmadan. Kağıtları asamıyorum. Hepsi masamda. Elime bir çakmak geçiyor. Bir sigara sarıyorum. İçine sen koyuyorum. İçmeye kıyamıyorum. Nerde olsan aklımdasın biraz diyor şarkıda. Biraz mı diye çıkışıyorum. Hep.
Her fotoğrafın ayrı düşmanım. Her fotoğraf makinesini ayrı kıskanırım. Yüzündeki tebessümü onlar yerine bir kere bana bağışlasan şimdi tüm duvarlar dostum olacaktı. Oysa beni sevmiyorlar şimdi. Onlardan korkuyorum. Korkularının üzerine gitmen gerek diyordu birileri, oysa korkularım benim üzerime geliyor. Bunalıyorum, kalkıp üzerine doğru koşuyorum. Duvar kayboluyor. Binlerce metreden aşağı doğru düşüyorum. Belki bir paraşütle gezmeliydim. Kuşlar uçuyor yardımıma. Biri cebinden bir harf çıkarıyor, bu seni yere indirir diyor. İnanıyorum, inancım beni yere indiriyor. Yer, yüzüme bir yumruk indiriyor.
Kanıyorum.

Asfalt Yarığında Hayat Yanılgısı


Gün neyi beklerse beklesin, biz geceyiz. Işık kime vurursa vursun, biz karanlığız. Sevabı onlar kazansın, biz günahız. Eğilip yerden bir avuç çakıl taşı al. Biz o kadar yıldızlarız. Uzun yazılar yazarken terleyen eller, uyuşan parmaklarız. Sevgiliden ayrılma sancısıyız. Belki de birer sanrıyız.
Gerçek misin diye soruyorum yağmura, şakaklarıma bir cevap indiriyor, susuyorum. Durmadan, hiç durmadan çağlayan o pınardan sanki seni içiyorum.
Geç kalmışız gibi görünüyor mutluluğa. Olsun, bir taksiye binip öndeki mutluluğu takip etmesini söyleriz. Son sürat yakalamaya çalışırız. Tam yakalayacakken yavaşlarız belki. Belki sadece içimizdeki buluşma arzusudur bizi yollara düşüren. Bu arzuyu da yok etmeyelim şimdi. Yol kenarındayız biz. Hep yoldayız. Biz yoluz. O üşüten, o terleten, o bilinmeyen asfaltız. Çiçeğiz belki, asfaltın küçük yarıklarından fırlayan.
Ciddiyetin batağından kaçmışız. Her kuruntu karnındaki gürültüyü er ya da geç doğurur. Bizden, biz hariç her şey çok güzel olur.