Hakiki Yalnızlık


Karanlığın etrafından sessizce doğdu güneş, etrafını sarıp sanki bir suçluymuş gibi kıskaçlarla yok etti ışığın yokluğunu. Dümdüz bir adamdı, doğruldu, etrafına bakıp hazırlanmaya koyuldu. Amacı işe gitmekti, ama biraz dikkati dağınıktı, kravatı da öyle. Sabahları toplu taşımaya binmeyi severdi. Her sabah kalkıp nefret ettiği insanlığa bir şans daha verirdi. Her gün binlerce şans heba edilirdi. Her gün binlerce mahkemede binlerce suçlu affedilirdi. Yanlış bir notadan girmişti hayata, hayat zirveye doğrulurken, detone olmaktan korkardı. Bu yüzdendir ki minimal yaşardı. Kendine ait eşyası yoktu. Kitaplarını kütüphaneden alırdı. Kütüphaneci Ali ile araları da pek sıkı fıkıydı. Tabakları çatal, kaşık, bıçağı plastik kullanırdı. Arada bir kafasına esti mi köşedeki esnaf lokantasında adam gibi yemek yerdi. En büyük eğlencesi yalnız kalmaya çalışmaktı. Bir türlü beceremedi. Her yalnız kalmak istediğinde binlerce insan olsun istedi etrafında. Gerçekten bir gün ne istediğini bilecek miydi, bilinmez.
Öğlen vakti gelmişti, ağaçlar kendinden başka kimseye gölge vermez olmuştu. Asfalt parlamaya, billboardlar sararmaya başlamıştı. O öğlen diğerlerinden farklıydı. Zordu bir kere. Engebeli arazileri sevdiğinden sanıyoruz, çıktı bir gökdelenin tepesine. Dur dediler, yapma, etme dediler dinletemediler. Attı kendini aşağı. Cebinde bir notla göç etti buradan;
“Belki bu sefer hakiki yalnızlığı bulabilirim”
Bok bulursun…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir