İstanbul Gibi Aşk


Saat sensizliği yaklaşık üç buçuk saat geçiyor. Ve zaman akmaya devam ediyor. Kalbimin dışında, kapıların önünde metro çalışması sürüyor.
Uzaklık kavramı varlığınla bütünleşti.
Senin zamanla ilgili problemlerin vardı. Ve ben bu saatlerde her şeyi görmezden gelebilirdim. Yalın kalan her şeyden seni sorumlu tutabilirdim. Yapmadım. Bazen yapmam. Bazen de seni düşünürüm, beni düşünürüm, yalnızlığı düşünürüm.
Yazmayalı bir hayli vakit geçti. Beni yazmaya iten sebepler vardı, biraz bekledim. Beklemek… Yanılmaktan türüyor. Nasıl diye sorma, ben de bilmiyorum. Bazen bazı şeylere körü körüne inanırsın, benim gibi. Sana inandığım gibi.
Yalnızlık… Geçenlerde yalnızlığımı ayakkabı çekeceğiyle giydim. Eğreti durmadı inan bana. Bazen inanamazsın.
Bir bakmışsın otuzundasın. Sen ve ben ayrı mekanlarda ayrı kollarda başkalarına sevinç gözyaşları döküyoruz falan. Belki de umutsuz olmamalıyız.
Bazen etrafımı gece görüşü ile izliyorum. Bazen termal bir kamerayla. Belki de gülünecek şeyler hala vardır diye. Buluyorum da. Geçenlerde sevdiği adamın evlenme teklifine evet diye bağıran bir kadının vücut sıcaklığından heyecanını izledim. Galiba biraz ayıp ettim, seni aldattım. Kimsenin vücuduna teknolojiyle temas etmek istemezdim.
Yine sahilde kayıklar sirtaki yapıyor. Ve senin ismin benim ismimi her zaman sevdi, biliyorum. Bu yüzdendir ki yan yanalar iplerin elinde. İlerleyen zamanda neler görürüm bilemiyorum.
Bazen bilmeyişlerimin beni hayatta tuttuğuna inanıyorum. Bazen yalanlar söylüyorum. Bir şekilde devam ediyorum işte, önemli olan bu.
Detayları seviyorsun, seni hissetmenin buruk yalvarışlarını tanıyorum.
Her tarafım ikinci derece yanıklarla çevrili ve ben seni ambulans sirenlerinin en tiz çıktığı saatlerde de seviyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir