Korkuluklar da sevebilir


Hafızamın derinliklerinde bir sessin. Bazen ıssız bir orman gibisin, bazen şen şakrak bir lunapark. En yakın arkadaşların uzun bakışları, en sevilenlerin o sıcak kucaklaşması.
Oralarda bir yerlerdesin ve ben sesini tanıyamıyorum. Belki de çok değiştin, hayat bu herkes git gide değişir. Yanlış yazılmış bir kaç kelimesin belki de. Seni tanıyamıyorum. Belki de hiç tanışmadık, ben seni tanımadan sevmiş olabilirim. Ama tanımadan nasıl sevilir diye bir soru cümlesiyle karşıma çıkmanı beklemiyorum. Aslında karşıma çıkmanı da beklemiyorum. Yanımda olsan yeterli, bir ekmek kuyruğunda, noter sırasında belki de bir sınav salonunda.
Yalnızlık bir soru cümlesi. Ne sorduğu belli, ne mimikleri. Hafif bir gülümseme olsa dudaklarında bilirim. Ben konuşan veya konuşamayan insanların dudaklarından seni sesini duymayı beklerim. Ama artık tanımadığım dudaklardan bir kaç kelimeyle kendime getirilmekteyim.
Hemşire nereden geldiğimi soruyor, ben yalnızlıktan diyorum. Doktor geliyor, kes lan edebiyatı diyor. Edebiyatım biterse sen de bitersin. Bitiremiyorum. Kalbimin derinliklerinde bir yerdesin. Göğüs kafesimin sol tarafına çok yakınsın. Yakınlık senin olduğun yerle ilişkilendirilince bir kaç tane fazladan anlam kazanıyor. Henüz insanlar bunu anlamıyor.
Anlaşılamama korkusunu küçükken tatmıştım. Biraz acı bir çığlığı var.
Geçenlerde biir uyuşturucuyla dertleştim. Tenime dokunması gerekiyormuş, ben tenime dokunulmasından hoşlanmadığımı söyledim, bir fiske vurdu. Bunun da dokunmak sınıfına girdiğini söyledim, şaşırdı. Hala kendimde olduğumdan emin değilmiş.
Karga tüyleri ağzımda, bir karganın en son geldiği yer, hiç gelmemesi gerektiği yerdir.
Ben hiç olmamam gereken bir yerde seni bekliyorum. Sen de olman gereken yerde değilsin, ama bırak hayat böyle devam etsin.

Unutulmaya Tutmuş Yüz


Gün ışıttı gökyüzünü. Sabah oldu, bir ton dün aniden kayboldu. Gitmek zorunda değilsin, aynı benim gibisin dedi. Ay gökyüzüne hiç yalan söylemedi. Dizinde durdu. Dinlendi. Benim gibisin dedi. Sen de çok sever misin benim gibi? Belki dedi gökyüzü. Başlarda biraz ürkekti. Sonra sevildikçe cesaretlendi. Ona hiç bilmediği şarkılar söyledi. Annem de söylerdi dedi.

Gece Gezmeleri Tren İstasyonlarında Olmalı


Belki de doğruydu bir köşe lambasıyla sabahladığımız iddiaları tüm kitap ayraçlarına inat.
Mürekkebimiz deniz olmuştu da biz bir deniz anası kadar olamamıştık.
Varoluşsal sancılarımız vardı, alegorik dertlerimizden sırtımızın ağrısına sıra gelmiyordu.
Bir kağıt, şu küçük ticarethanelerin eşantiyon olarak verdiği cinsten. Biz o kağıtlardan gemiler yapardık da yüzdürmeye gelgitlerimiz el vermezdi.
Bir köy okulunda soba yakmaya çalışırdık, pencereleri kırıp sobaya odun diye atardık. İşte o kadar fütursuzdu ısınmaya çalışmamız.
Bir heykeli devirmeyi bir insanı devirmeyle eş gördüğümüz zamanlar oldu. Heykel devrildi altında kaldık.
Büyük ve kalın kartonlardan kendimize evler yaptık. Hepsi birer bebek eviydi, içinde sıkıştık, kaldık.
Perdelerimizi bile seçmiştik gözlerimize inecek olan. Hangi şeritler geçecekti ölürken gözümüzün önünden, biliyorduk.
Biz seninle bu kadar bilginin ışığında karanlıktaydık. Sesimiz çıkmazdı.
Kemanın sesi alt kattan çok güzel gelirdi, gitarla, piyanoyla eşlik etmeye çalışırdık, bok ederdik parçayı. Özür için bir tabak taze aşure yeterdi ve bir kaç bayat espri, tabak boş geri verilmez ona göre.
Sarı ışıklara düşman olduk gökyüzünün en mavi saatlerinde. Bu saatler yer yer 5’i gösterirdi. Biz seninle nerede olsak, ne suç işlesek, kimi sevsek önce birbirimizi gösterirdik. Seninle kitapların en ücra köşelerinde sabahlara kadar gevezelik ederdik. Ne güzel günlerdi. O günler geçti, bir daha gelmedi. Beklemedik.
Raylara kulağımızı koyduk dinledik. Sessiz bir tren geçti boynumuzun üzerinden. Başımız bir taraftan gövdemiz diğer taraftan yardım istedi.

Dün ve Gece Gibi Sende Bilmece


Ayrılık derslerinde teneffüs araları verilmeliydi sevgililere. Hangi konu işlenirse işlensin, iyice anlatılmalıydı bütün gereklilikler. Zemini kaygan fikirlerde tutarlılık aranmalıydı. Yapamadılar.
Şu an tüm dünya bir araya gelse bir başarı etmiyor eldeki, arka arkaya kelime diziyor tüm parlak beyinler. Tüm bu gereksizliği bir sonuca ulaştırma çabasında bilim insanları. Tüm barınakların içinde insan, insan olan her yerde güvenlik zaafiyeti. Güvenlik görevlisinin aklında binlerce gelecek kaygısı. Şimdi kafasındakileri mi çözmeli? Bizi korumak için elinden geleni mi yapmalı?
Parmaklıklardan çıkmalı insanlar, hiçbir yozlaşmanın gerisinde kalmamalı, bir haykırsa çıkacak bütün avazı. Kelimelerin üzerinde kalmamalı insan eğrisi. Gerçekten ne kadar gerekiyorsa o kadar kopmalı, insan hayal etmeli.
Boş hayaller kurmalı belki, ama olacağına da inanmalı. Önünü göremeyen biri arkasını görmek istiyorsa bir kaç yolu olmalı bunu yapması için. Öncelikle gözlerini açmalı.
Bütün bardaklar iz bırakmayacak şekilde tasarlanmalı, zamanı geldiğinde her su nehirlere katılmalı. Doğa insansız var olabilir, insan doğanın neden farkında değil?
Bir dizi zamansızlık içindeyim, her ne yapıyorsam ve neredeysem, artık yoruldum. Eve dönmeliyim. Evdeysem de yatağıma. Uykudaysam ölüme, öldüysem, toprağa dönmeliyim. İyi geceler dememeli insan, belki de beklediğimiz iyi bir geceden ziyade sakin bir karanlıktır.