Gece Gezmeleri Tren İstasyonlarında Olmalı


Belki de doğruydu bir köşe lambasıyla sabahladığımız iddiaları tüm kitap ayraçlarına inat.
Mürekkebimiz deniz olmuştu da biz bir deniz anası kadar olamamıştık.
Varoluşsal sancılarımız vardı, alegorik dertlerimizden sırtımızın ağrısına sıra gelmiyordu.
Bir kağıt, şu küçük ticarethanelerin eşantiyon olarak verdiği cinsten. Biz o kağıtlardan gemiler yapardık da yüzdürmeye gelgitlerimiz el vermezdi.
Bir köy okulunda soba yakmaya çalışırdık, pencereleri kırıp sobaya odun diye atardık. İşte o kadar fütursuzdu ısınmaya çalışmamız.
Bir heykeli devirmeyi bir insanı devirmeyle eş gördüğümüz zamanlar oldu. Heykel devrildi altında kaldık.
Büyük ve kalın kartonlardan kendimize evler yaptık. Hepsi birer bebek eviydi, içinde sıkıştık, kaldık.
Perdelerimizi bile seçmiştik gözlerimize inecek olan. Hangi şeritler geçecekti ölürken gözümüzün önünden, biliyorduk.
Biz seninle bu kadar bilginin ışığında karanlıktaydık. Sesimiz çıkmazdı.
Kemanın sesi alt kattan çok güzel gelirdi, gitarla, piyanoyla eşlik etmeye çalışırdık, bok ederdik parçayı. Özür için bir tabak taze aşure yeterdi ve bir kaç bayat espri, tabak boş geri verilmez ona göre.
Sarı ışıklara düşman olduk gökyüzünün en mavi saatlerinde. Bu saatler yer yer 5’i gösterirdi. Biz seninle nerede olsak, ne suç işlesek, kimi sevsek önce birbirimizi gösterirdik. Seninle kitapların en ücra köşelerinde sabahlara kadar gevezelik ederdik. Ne güzel günlerdi. O günler geçti, bir daha gelmedi. Beklemedik.
Raylara kulağımızı koyduk dinledik. Sessiz bir tren geçti boynumuzun üzerinden. Başımız bir taraftan gövdemiz diğer taraftan yardım istedi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir