Korkuluklar da sevebilir


Hafızamın derinliklerinde bir sessin. Bazen ıssız bir orman gibisin, bazen şen şakrak bir lunapark. En yakın arkadaşların uzun bakışları, en sevilenlerin o sıcak kucaklaşması.
Oralarda bir yerlerdesin ve ben sesini tanıyamıyorum. Belki de çok değiştin, hayat bu herkes git gide değişir. Yanlış yazılmış bir kaç kelimesin belki de. Seni tanıyamıyorum. Belki de hiç tanışmadık, ben seni tanımadan sevmiş olabilirim. Ama tanımadan nasıl sevilir diye bir soru cümlesiyle karşıma çıkmanı beklemiyorum. Aslında karşıma çıkmanı da beklemiyorum. Yanımda olsan yeterli, bir ekmek kuyruğunda, noter sırasında belki de bir sınav salonunda.
Yalnızlık bir soru cümlesi. Ne sorduğu belli, ne mimikleri. Hafif bir gülümseme olsa dudaklarında bilirim. Ben konuşan veya konuşamayan insanların dudaklarından seni sesini duymayı beklerim. Ama artık tanımadığım dudaklardan bir kaç kelimeyle kendime getirilmekteyim.
Hemşire nereden geldiğimi soruyor, ben yalnızlıktan diyorum. Doktor geliyor, kes lan edebiyatı diyor. Edebiyatım biterse sen de bitersin. Bitiremiyorum. Kalbimin derinliklerinde bir yerdesin. Göğüs kafesimin sol tarafına çok yakınsın. Yakınlık senin olduğun yerle ilişkilendirilince bir kaç tane fazladan anlam kazanıyor. Henüz insanlar bunu anlamıyor.
Anlaşılamama korkusunu küçükken tatmıştım. Biraz acı bir çığlığı var.
Geçenlerde biir uyuşturucuyla dertleştim. Tenime dokunması gerekiyormuş, ben tenime dokunulmasından hoşlanmadığımı söyledim, bir fiske vurdu. Bunun da dokunmak sınıfına girdiğini söyledim, şaşırdı. Hala kendimde olduğumdan emin değilmiş.
Karga tüyleri ağzımda, bir karganın en son geldiği yer, hiç gelmemesi gerektiği yerdir.
Ben hiç olmamam gereken bir yerde seni bekliyorum. Sen de olman gereken yerde değilsin, ama bırak hayat böyle devam etsin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir