Mayın Tarlasında Korkuluk Meyvesi- Böğürtlen

$RYOWNSY.JPG
Bir atlı çıktı çalıların içinden. Çalılar her zamankinden daha dertli şakıdı o şarkıyı kulağımıza. Alelade bir hışırtı değildi o. Sabahın dinginliğini bozacak cinstendi. Acıklıydı, derindi. O atlının kim olduğu hakkında bir fikrimiz yoktu. Sanki çalılık adamı bize tarif ediyordu da dilini bilmediğimiz bir turist gibi karşısında donakalmıştık.
Bize gelince ayaklarımız taşlara basmasın istiyorduk, acıyordu. Dere kenarında yürümeyi aşk acısı sayıyorduk. Ovalarda koşup bahar melodilerinin tüm ezgilerinden faydalanmaya çalışıyorduk. O yeşil çimenleri en zengin villa bahçesinde bulamazsınız. Muhtemelen bir kaç büyükbaş çimenlerin bütünlüğünü bozmak için dertlerini dökmüştü ortaya, biz aldırmamıştık. Yürümüştük bir asır da acının bağrına gelmiştik sanki son nefes gibi, derenin karşısında böğürtlen toplamaya çalışan yalın ayak bir kaç başıbozuktuk.
Belki de hayvanlar bizden daha çok anlıyordu sanattan, savaştan, sindiremiyorduk. Simetriyle inatlaşan varlıklara asimetrik sınırlar çizmeye çalışıyorduk. Devletler kurup, devler yıkıyorduk. Belki biraz beceriyorduk. Yetinmeye çalışıyorduk.
Atlı adam durdu derenin başında, şanslıydı bizi görmedi. Biz de ne yalan söyleyeyim bizi görsün diye hiç uğraşmadık, ama sakınmadık da gürültümüzü. Ya kör dedik adama ya da sağır. Her ikisi de birdi bize göre. Hem bizi görse ne olurdu görmese ne? Belki, belki de o kadar rahat olamazdı, gökyüzünü seyrederken attığı çığlıklarında. Belki de çekingen biri değildi, sadece insanları önemsememeyi öğrenmişti.
Adam gittikten sonra serdik tişörtümüzün önüne yığdığımız böğürtlenleri, bağırırken ne dediğini tartışmaya başladık. Uzun sürmedi. İçimizden en sivri olanı, grubun lideri, bir yıldızın ismini söyledi dedi, kabul ettik. Etmesek de itiraz edemezdik. Sigara ticareti onda dönüyordu çünkü.
Elimiz yüzümüz mosmor oldu. Günlük dayağımızı yemek için evlere dağılacaktık. O günün son görüşmemiz olduğunu fark edememiştik. Bilseydik en azından kırılan tüm heveslerimizin intikamını alırdık da birbirimizden, öyle koşardık eve.
Ev diye döndüğümüz yerin evimiz olmadığını anlayamadık. Bir bomba parladı dibimizde. Her parçamız başka mezara dağıldı. Her birimizin parçalarını karışık birleştirdiler, ortak kullandık toprağımızı. Uyuduk, aylar geçti. En sevdiğimiz mevsime geldik. Tepeyi büsbütün kar kaplamıştı. Poşetlerimizi aldık, kaydık. Hangi yıldızdaydık şimdi? Bir türlü anlayamadık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir