Yaşama Sırasında Ayağına Batan Dikenlere Aldırma


Cümlenin ortasında yalnız kalmış bir harf gibi uyandım. Uyandığım yer neresiydi, bilemedim. Cennette gibi hissetmiştim. Evimdeymişim.
Seni sevmiş miydim? Belki.
Belki de kiraz ağacından düşen bir çocuğun düşlerini idrak edebilme yetisi ile donanmış olmalıydı kimliğim. Sorguluyorum.
Düşen bir çocuk ne düşünür ki? Ölümün ne olduğunu bile bilmiyor. Ne güzel. Belki de daldan alamadığı kirazı.
Ama sen ve ben, ölümün var olduğunu biliyoruz. Gelecek için hiçbir girişimle ilgilenmiyoruz.
Mutlu musun? Belki, yıllardır bu soruyu soruyorum. Soru aynı, insanlar ve cevapları farklı. Gerçi cevabı evet veya hayır olması gereken bir sorunun kaç farklı cevabı olabilir ki? Belki de milyonlarca, hayal gücüne bırakıyorum.
Anlık düşüncelerimden yoruluyorum. İlgiyle yoğruluyorum. Yanlış anlaşılmak konusunda ilginç anlara şahit oldum. Onlardan herhangi birinden bahsetmek istemiyorum.
Bir uyku gibi hissizim, derinleşiyorum. Sonrası mahut hikaye, bir kalp krizi semti ziyarete gelir, bir ambulans sireni sessizliği gücendirir.
Gece saatlerinde ağaçlara tırmanan insanlardan olma. Gecenin tam ortasına uzan, parmağını eğlenceye aç bir çingene gibi şıklat, sokak lambalarını yak, bu gecikmiş baharın hakkı olan ateş, can yak, yalın ayak korlarda gez, kırları kıskandır.
Yanlış olan bir ton şey yap, yanlışın yanılmaktan türemediğini topluma ispat et.
Eğil, kulağına bir şey söyleyeceğim.
(Çok sevil, sevildiğini bilme, böylesi daha iyi.)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir