Koltuğumda Oturuyor, Karşımda Bir Orman Görüyorum

$REAUFWX.JPG
Karşımda bir kişi mi oturuyor iki mi bilmiyorum, her halükarda bana benziyor.
Jestleriyle, mimikleriyle tam bir narinlik abidesi. Bir kişiyle mi konuşuyor kendiyle mi, her dilde ve renkte muhabbeti devam ediyor.
Her bir notanın köklerinden damlayan serin pınardan kana kana içmek isteyen kim, nereye doğru bakıyor?
Buraya ne zaman geldi, dikkatim üzerimde değildi galiba etrafımda olan bitenden bihaber bir şekilde, çayın hala 1 lira olduğu mekanlardaki gibi bir iskemlede oturuyorum.
Sağımdan ve solumdan geçen saydam ruhların çehrelerini yakalamakta zorlanıyorum. Karşımda bir ordu mu var, gözlerim kazanmanın önemsiz olduğu bir oyunda mı, tarihsel bir serüvenin yansıması gibi bir çerçevede yüzüyorum. Kafamın içinde mi yürüyorlar, bulunduğum odanın zemininden bu kadar sesin çıkması mümkün mü? Belki de fazlaca abartıyorum.
Bir hayalin yansıması bunlar. Daha önceden yaşanmış gibi hissediyorum. Galiba yine bir savaş başlattım, diplomatik sorunlarda soğukkanlılığımı koruyamadığımdan her seferinde yeniliyorum.

Elli Beşinde Seyyar Sakıp’ın Mahalle Eşrafından Zihni ile Söyleşisi


Ben sokakta limon satıcısı,
İyi para var dediler.
Seyyar bir araba ile giriştim işe.
Belki 25 sene önce
Nereden başlasak, nasıl bulsak da bir sermaye,
En azından bir işe girişsek diye kırk damla düştü gözlerimin altına, gözyaşı diye;
ama terdi belki de.
Dudakları ıslatan tuzun yoğunluğundan seçilir mi hangisi olduğu,
düşündüm durdum o zaman, daha da düşünürüm.
Durmak zamanı değildi o zaman,
Yürüdüm, hatta yürür adım, koştum
En son ne zaman gözyaşımın tadına baktım,
Ne zaman alınterimin tuzuna vardım
Zaten evde bekleyen iki çocuğun
elleri açık sokaktaki veletlere.
Bir çikolat alıyorsun zar zor tutuşturuyorsun açık ellerine,
bulup buluşturup iki ediyorlar, yiyorlar mahallece.
Onlar da anasının çocukları, kızamıyorsun,
daha da seviyorsun, seviniyorsun üstüne.
Anası iki bardak bulgurdan pilav yapacak,
sebzesi yok,
komşu ister bir buçuğunu
-İstanbul’da bir buçuk mevsim zor-
bizim yarım bardak pilava kureyş okur da doyurur bizi yemekte.
Ah şu geçim davası,
boyadı ellerimizi nasırlara
Böyle süredursun,
şikayet etmenin sırası değildi zira
Hala da değil ha!
Bir büyüsün evlatlar,
hayatı onlara adadık ya
Eski teypte çalıp duracak
bir kaset alamadık on yıl boyunca,
Yollar yollara kavuşsun, yıllar yıllara
Yarın erişelim de bir hakkın divanına.
O zaman şikayet ederiz bizim veletleri
ancak yaradana.