Sıvı Sabun

Mekanın kapısının önündeyim, yanımda İsmet var. İsmet de yakışıklı çocuktur, eli yüzü düzgün kalıbı yerinde. Allah’ın özenle yarattığı tiplerden. Neden oraya gittik, nasıl bir anda bu mekanın önünde bulduk kendimizi bilmiyorum, her şey rüya bulanıklığında.

Tamam diyoruz, madem buraya kadar gelmiş bulunduk, içeri girelim. Kapıdaki güvenlik görevini üstlenmiş, cılız çocuk caz yapıyor. Piyanoda ismet, ben saksafon çalıyorum, çocuğun şefliğindeki orkestraya biz de katılıyoruz.

Şarkı hızlanıyor, yumruklar sertleşiyor, çocuğun eli yüzü kızarmış, İsmet’in burnundan hafif kan sızıyor, sızıyor, sıvı sabuna benziyor, kan demeye bin şahit aranıyor. Bir şeyi yok, babadan kalma kaşmir paltonun koluna siliveriyor.

İçeriden çıkan biri orkestrayı bir esle susturuyor, bizi içeri alıyor. Tamam diyor, geçin, içerideki çocuğa hesap gizli diyor. İsmet’te bir gülümseme.

Bir kat çıkıyoruz, yetmiyor çok kalabalık. Bir kat daha, olmaz çok gürültülü. Bir kat daha çıkıyoruz, hah tamam burası iyi.

Midem bulanıyor, ağzımda kan tadı. İsmet oturuyor, ben doğru lavaboya. Orkestra şefi iyi hırpalamış bizi.

Dönüyorum, ismetin oturduğu barla birleşik büyük masaya oturuyorum. Önümüzde iki jack şişesi. Birini ismet yarılamış. Diğer şişeyi de açacak, dur onu ben açayım.

Bir süre sessiz sessiz içiyoruz. Sonra İsmet;

-Yahu her şeye tamamım da, anama sövünce delleniyorum işte.

-İyi de oğlum adam anana sövmedi ki.

-Bir insana küfretmek için ağzından sözlerin çıkması gerekmez. Ben olmasam söverdi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir