Sokak Fareleri ve Safriyat

Anlatabilse insan bir ortak bulurdu lakin susmak en büyük zenginliğimiz. Gürültülü kalabalıklar yüksek binalar gibi bu şehirde. Savaşmak ve ölmek, dışında kalanlar üst üste toplanmış. Ama biz. Biz bodrum katlarda kemiklerimizi çürüttük seninle. Nemli karton kutularımız da farelerin meskeni artık. Taşınmamız hayal. Beni tut.

Omurgasız gürültülerinden yaş alıyorum her milisaniyede. Yüzünün sığındığı yerlerde var olman benim tutsaklığım. Çünkü onlar yol gösterdi kibrit kutularından bodrumlara taşınmamızı. Sessizliği almayı unuttuk yanımıza sadece. Ama duvarlar. Onlar ayırmaya yetmiyor hudutları.

Karşıma alabilsem seni önce ellerinden başlardım anlatmaya, boynumda bir küffar gibi duran. Adın ezberlediğim alfabelerin sonundan başlayıp, başıyla bitiyor ki bitmesi tükenmek değil, yeniden var olması. Duraksadıkça debisi artan bir akarsudan başka bir şey değildi varlığın. Fakat suyun yol açması gerek metanetli girişlere. Artık yol yetmiyor yolcu olmaya. Oysa yoldaş kalmak dudaklarına değecek bir yeminden ibaret. Dilin ketum ve sözlerin küçük harfli. Daha dün hiçbir düzenin altına giremeyeceği hiyerarşik bir yapıya telaffuz ettim ismini. Manifestolar yayınlandı adında. Önce sözleri dedim. Sonrasına mahal yok hiçbir çarpık kentleşmede. Ya biz var olmalıyız bu bodrumda ya da farelerimiz. Onlar da beceremiyor bizim gibi çoğul cesaretle yaşamayı. Ama olmalı, oldurmalısın ellerinle, ıssız ve karanlık olan her yeri. Olmayan bodrumlarımızda yeşermeliyiz seninle. Farelerinden dinledim her şeyi. Sadece sesini görmek istiyorum. Kalan her şey ezberimde.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir