Kalitesiz Filozofun İdam Sehpasında Son İsteği: “Bir sigaranız var mı?”

Söndürülmek üzere yere atılmış ve üzerine basma gereği görülmemiş bir izmarit gibi düştüm asfalta. Bu Tanrı tarafından gökyüzünün 7. Katından atılmış ve yere düşene kadar sönmemiş bir izmarit. Tanrı bile üzerine basma gereği görmemişken asfaltın soğuğundan sönmek ne demek anlayabiliyor musun? Kendiliğinden sönmeye başlayan bir hayata sahipsin demek.

Hayatım boyunca rüzgar nereden estiyse oraya savruldum. Her neyse bu tirat uzar bu şekilde.

Film sektörünün her şeyi ajite etmesinden bıkmışım, son saatlerimde anlıyorum.

Bu hastalık.

Biri bulup beni kaldırmalı.

Var etmeli, yok etmeli, semadan bir el uzanmalı.

Böyle ölmemeliyim. Neden ölüyorum ki? Bu kadar anlamsız düşünceye sahip insan varken bu kıymetli düşüncelerin sahibi ben. Neden ölüyorum?

Ah, yine kibirli davrandım. Özür dilerim. Atalarımdan kalan bir miras bu kibir. Bundan kurtulmalıydım. Ama bu zamana kadar tüm rezil duygularımı bastırmaya çalışmıştım. Yok olmamışlar.

Kalitesiz bir filozof olduğum konusundaki söylentileri de sanırım kabul edebiliyorum artık.

Ölürken, kimsenin değer vermediği düşüncelerin sahibi olduğum gerçeği ile yalnız kalmışım da haberim yokmuş.

Burası biraz soğuk olmaya başladı.

Sen üşümüyor musun?

Yer Altında Ruh Sergisi

IMG_0256.JPG
Ben! Ben kimim? Nerede hiçliğim?
Yüzüm nerede? Nerede benliğim?
Karşında et, kemik, kandan bir kukla gibiyim
Ah şu düşünce iltihaplarım,
Dertlerim!
Binlerce deniz olsa şu sefil bedende,
Dolduracak…
Hiç yer bırakmayacak iniltilerim.
Gülüyorum, çünkü elimde değil,
Ben bir kişi değilim.
Tüm kadınlarda akşam yemeği
Erkeklerde sevgi gibi.
Maktul benim, ellerim!
Eriyen ellerim.
Güzel gözlerin.
Hepsi benim.
Böyle olsun istemedim.
Ölmek diye bir şey varmış,
Ben bunu istemedim.
Sadece az bir derdim vardı.
Gülmek istedim.
Ellerin boğazımda.
Ölümden güzel değilmiş sevgin,
Toprakta, artık belliyim.

Bahis 3

$RF1X1EU.JPG
Sahtesin, belli!
Yüzünde renk yok
Verdiğin kitap, aslında yok
Kokusu yok
Başımı göğsüne yaslıyorum
Ayin yok
Kalp atışı yok
Yaşıyorum diye yalan söylüyorsun
Sigaran yok, müzik yok
Kendine gel!
Burada yalnızsın, iz yok, gölgen
Yok!
Bir dakika’
Galiba opera bitti
Uyanıyorum!

Bahis 2

IMG_9688.JPG
Şimdi atar damarında olması gereken kan kağıdımda
Bu kutlu bir yalnızlık
Kurbağa sesleriyle dibe doğru batıyorum
Bir diken gibiyim, ellerine batıyorum
Nabzını kontrol ettim
Normalin altında
Seni bir kağıt kesiği öldürecek
İnanabiliyor musun?
Yalansa tüm bunlar
Bitir bu acıyı
Benim en büyük yanlışım
Seni kandırabileceğimi sanmak
Vücudundan arta kalanlar beni boğmaya çalışıyor.
Korkuyorum…

Karantina

IMG_1075.JPG
Hiç
Hiç, sessizlik
Yanlış yerdeyim
Yanlış yazıldım yarına
Bir ben vardı dün
Unuttum
İçimdeki gün, geceye dönüştü
Artık sizi göremiyorum
Harabe bir evin köşesinde
Çöpe atılmış bir yatakta izliyorum gökyüzünü
Karar veriyorum
Ben artık
Yazıldığım tüm ölümsüz eserlerden siliniyorum
Tutmayın elimden
Çünkü başka bir dünyaya alışmaya çalışıyorum
Dokunmayın
Ben
Buradan çok uzakta
Yaşamak ağrısını dindirecek bir ağrı kesici arıyorum

Bahis 1

IMG_8902.JPG
Karşımda! Görüyorum.
Masada üç çeşit kitap kokusu
Dışarda koşturan insanlar
Bir metro istasyonu
Topuklu giyen kadınlardan korkuyorum
Sesleri kalp atışı gibi
Ben yaşamıyorum
Kokain yalnızlığı, burun akıntısı
Evin her köşesi yalan
Şimdi ölüm kadar yalnızım
Seni kandırdım, seni sevmiyorum
Ölü dostlarımın mektuplarını
Yastığımın altında saklıyorum

Bu Şehir 2

IMG_8456.JPG
Güneşli bir günün akşamındasın.
Yanlış yerde doğru zamandasın.
Değişime inanır mısın?
Sen geç mi kaldın? Ne bu yüzündeki ifade?
Ben çok değiştim. Sen hala aynı gibisin.
Aşkın yorgunluğu çökmüş üstüne. Belli.
Kamufle olmayı öğrendin mi?
Burada oturarak görünmediğini mi zannediyorsun?
Özledim diyorsun. Yalan.
Bir siz biliyorsunuz sanki kaçmayı.
Özlem fırsatını bulduğunda kavuşmak içindir.
Çık artık saklandığın yerden.
Geç kalma artık, tam zamanında orada ol.
Aç müziğin sesini git seni nereye götürüyorsa.
Değişebilirsin. Kalbin sana oyun oynuyor.
Tek kelime daha etme.
Yanılmaktan korkma.
Herkes yanılabilir.
Sevme kendinden çok kimseyi.
Ama sadece sen yoksun dünyada.
Paylaş içinden geçenleri.
Biraz tutarsız gibisin.
İkimizde nereden geldiğini biliyoruz.
Korkularımızdan?
Daha iyi olmam için, canımı yakmana gerek yok.

İçimde Yanan Biri – Domenico

Nostalgia.jpg
İçimde hangi atam konuşuyor?
Hem aklımı hem de bedenimi aynı anda terk edemem.
Bu yüzden tek kişi olamıyorum.
Kendimi aynı anda sayısız şey olarak hissedebiliyorum.
Büyük ustalardan fazla kalmadı.
Zamanımızın gerçek kötülüğü budur.
Kalbin yolları gölgelerle örtülmüş.
Faydasız görünen seslere kulak vermeliyiz.
Okul duvarları, asfalt ve refah reklamlarının, uzun kanalizasyon boruları ile dolu beyinlere, böceklerin vızıltıları gibi girmeli.
Her birimizin gözlerini ve kulaklarını, büyük bir rüyanın başlangıcı olacak şeylerle doldurmalıyız.
İçimizden biri piramitleri yapacağımızı haykırmalı!
Yapmamamızın bir önemi yok, o arzuyu beslemeliyiz ve ruhun köşelerini esnetmeliyiz sınırsız bir çarşaf gibi.
Dünyanın ilerlemesini istiyorsanız el ele vermeliyiz.
Sözüm ona sağlıklıları, sözüm ona hastaların arasına karıştırmalıyız.
Siz! sağlıklı olanlar, sağlığınız neye yarar?
İnsanoğlunun gözleri, içine daldığımız çukura bakıyor.
Özgürlük faydasızdır.
Eğer gözlerimizin içine bakmaya, yemeye, içmeye ve bizimle yatmaya cesaretiniz yoksa!
Dünyayı yıkılmanın eşiğine getirenler
Sözüm ona sağlıklı olanlar!
İnsanoğlu dinle!
Senin içinde su, ateş ve sonra kül ve külün içindeki kemikler.
Kemikler ve küller!
Gerçekliğin içinde veya hayalimde değilken ben neredeyim?
İşte yeni anlaşmam:
Geceleri güneşli olmalı
Ve ağustos da karlı
Büyük şeyler sona erer, küçükler baki kalır.
Toplum böylesine parçalanmaktansa yeniden bir araya gelmeli.
Sadece doğaya bak, hayatın ne kadar basit olduğunu göreceksin.
Bir zamanlar olduğumuz yere geri dönmeliyiz, yanlış tarafa döndüğümüz noktaya
Hayatın ana temellerine geri dönmeliyiz, suları kirletmeden.
Deli bir adam, size kendinizden utanmanızı söylüyorsa, ne biçim bir dünyadır burası?!
Şimdi müzik…
 
Andrey Tarkovsky – Nostalghia

Sevgiliyle Monolog

IMG_6931.JPG
Kötü insanlar öyle filmlerde dizilerde gösterilen gibi değiller biliyor musun? Kötü insanlar elinden tuttuğumuz, gözlerinin içine baktığımız, belki biraz belki çok sevdiğimiz insanlar. Gözlerimizin içine baka baka yalan söyleyenler, fark etmediğimizi düşünenler, bizi aldatanlar kötü insanlar. Tanıyamadıklarımız, ya da yanlış tanıdıklarımız, konduramadıklarımız onlar. Bizi en fazla ihtiyacımız olduğunda terk edenler kötü olanlar. Sence intikam mı almalıyım? Bilmem. Belki de hayır. Yüzlerine karşı kötü olduklarını söylemeli miyim? Ya da en az onlar kadar kötü mü olmalıyım? Bir şey söyleyecek gibisin. Ama gözlerin, onlardan korkuyorsun. Seni yine ele verirler diye için için titriyorsun. Kendini savunmak istiyorsun. Ama çaresiz gibi görünüyorsun. Bir kelime daha etsen devamını getirmek zorunda kalacakmışsın gibi değil mi? Bir yalan daha, bir yalan daha… acınacak haldesin. Tek bir söz getirdim sana heybemde. Bir cümleyle birlikte. Şimdi kötülüğün ve sen baş başasın, hoşça kal.

Bir Sinema Dehası

011220142138348315131.jpg
Ahmet Uluçay’a…
Onu anlamadan, sinemayı anlayamaz sinema uğruna hayatını harcayan insan. Öyle bir kaç kitap yazmayla, onu bunu eleştirmeyle, bilmem kaç cilt mürekkep yalamayla Ahmet Uluçay’ı anlayamaz sinemacı, anlayamamalı! Ahmet olmak için, aşk gerek. Mesela “Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak” filminin ödül törenindeki konuşmasını dinlemek gerek Ahmet Uluçay’ı anlamak için. Büyük yönetmenlerin ödül törenlerinde smokinlerle, grand tuvaletlerle verdikleri pozlardan sıyrılmalı. Sade, normal bir vatandaş olmalı belki. Bir kot pantolon, bir siyah tişörtle çıkmalı en büyüklerin gözü önüne. Belki de her şeyine sinemanın; yoksulluğuna, baskılarına katlanmalı aşk için. Onlarca kösteğine göğüs germeli, “Sen köylüsün, ne anlarsın sanattan, sinemadan!” diyenlere bir cevap olmalı. Sanat dediğimiz şeylerin aslında insanın doğasında var olduğu gerçeğini unutmamalı. Çocuksu duyguları, hevesleri kapital dünyanın zincirlerine vurmadan yarışmalı. Yapışmalı yakasına insan olmanın haklı gururunun. Sanatın aidiyetinin yalnızca sanatkara oluşunun paçasına bir makas atmalı. Ne didaktik, ne lirik olmalı. Şair olmalı, dahi olmalı, aşık olmalı ve yok olmalı.
Onu anlamak da yetmemeli sinema yoluna baş koymuş insana. Yönetmen olmak için onlarca film çekmek yetmezmiş, bir de en büyüğünden aşk gerekmiş, o bunu tüm Türkiye’ye gösterdi. İşine duyduğu, eşine duyduğu, arkadaşlarına, yurduna duyduğu aşkı hissetmeli insan. Meselemiz Ahmet Uluçay’ı hissetmek olmalı. Ve Her ne gerekiyorsa yapmalı, Ahmet Uluçay olmalı. Bunun için küçük bir köyde yaşamak gerekse en küçük köyü bulmalı, mitolojiden Çarşamba karıları beğenmeli kabuslarına. Sanatta rahat olmaz der bir hocam, ne kadar haklı. Belki de en rahatsız iskemlelerde uyumalı. Ya da yapıtını birine anlatmadan gözlerine uyku sokmamalı. Yalnız kalmalı, sokaklarda kalmalı, yapımcı yapımcı dolaşmalı. Kendine inanan temiz bir yürek bulmadan can vermemeye çalışmalı. Ahmet Uluçay’ın “Sinemayı Lumiere kardeşler bulmasaydı, vallahi ben bulurdum.” demesindeki gibi bir inançla yoğrulmalı. Bir arkadaş bulmalı, öncelik sıralamasında değerli olan her nesneyi birinci sıraya koymalı. Birincilik paylaşılır ona göre, ikinci olanı yapmaya değmez çünkü. Yapmışsa da geçim sıkıntısı, ne yapsın. Muavinlik de yapar insan çıraklık da. Ama bir gün yapmak istediği yapıta muhakkak ulaşmalı.
Bir tane uzun metraj, bir kaç tane kısa filmle yönetmen olunur. Sinema dehası da olunur. Buna Ahmet Uluçay denir. Ruhu şad olsun.