Kalitesiz Filozofun İdam Sehpasında Son İsteği: “Bir sigaranız var mı?”

Söndürülmek üzere yere atılmış ve üzerine basma gereği görülmemiş bir izmarit gibi düştüm asfalta. Bu Tanrı tarafından gökyüzünün 7. Katından atılmış ve yere düşene kadar sönmemiş bir izmarit. Tanrı bile üzerine basma gereği görmemişken asfaltın soğuğundan sönmek ne demek anlayabiliyor musun? Kendiliğinden sönmeye başlayan bir hayata sahipsin demek.

Hayatım boyunca rüzgar nereden estiyse oraya savruldum. Her neyse bu tirat uzar bu şekilde.

Film sektörünün her şeyi ajite etmesinden bıkmışım, son saatlerimde anlıyorum.

Bu hastalık.

Biri bulup beni kaldırmalı.

Var etmeli, yok etmeli, semadan bir el uzanmalı.

Böyle ölmemeliyim. Neden ölüyorum ki? Bu kadar anlamsız düşünceye sahip insan varken bu kıymetli düşüncelerin sahibi ben. Neden ölüyorum?

Ah, yine kibirli davrandım. Özür dilerim. Atalarımdan kalan bir miras bu kibir. Bundan kurtulmalıydım. Ama bu zamana kadar tüm rezil duygularımı bastırmaya çalışmıştım. Yok olmamışlar.

Kalitesiz bir filozof olduğum konusundaki söylentileri de sanırım kabul edebiliyorum artık.

Ölürken, kimsenin değer vermediği düşüncelerin sahibi olduğum gerçeği ile yalnız kalmışım da haberim yokmuş.

Burası biraz soğuk olmaya başladı.

Sen üşümüyor musun?

Fyodor Pavloviç’in Oğlu Alyoşa’yı Manastıra Uğurlarken Yaptığı Konuşma

-Bu Stratetz onların arasında en namuslu rahip.

Hmm… Demek oraya gitmek istiyorsun uslu oğlum!

Hmm… Senden böyle bir şey bekliyordum zaten, biliyor musun? Gözün hep oradaydı. Pekala; iki bin rubleciğin var, eli boş gitmezsin. Ben de seni hiç unutmayacağım meleğim; hatta şimdiden, ne kadar isterlerse yatıracağım. İstemezlerse, ille verelim diye zorlamamız gerekmez, değil mi? Senin para harcaman kuşların yem yemesi misali, haftada ikişer tane… Hmm… Biliyor musun, manastırlardan birinin çevresinde ufacık bir köy var. O köyde -herkes biliyor bunu- “yalnız manastır kadınları” oturuyor; böyle bir ad takmışlar onlara… Otuz tane kadarlar sanırım. Oraya gittim, ilginç şeyler doğrusu: Değişiklik bakımından tabii… Tek kötü yanı hepsi Rus, hiç Fransız kadını yok. Oysa paraları bol, getirtebilirlerdi. Duysalar, kendileri gelir zaten. Burada manastır kadınları falan yok; iki yüz kadar rahip var. Hepsi namuslu, perhizkar adamlar, itiraf ediyorum ki… Şey… Demek rahiplerin yanına girmek istiyorsun ha? Acıyorum sana Alyoşa; gerçekten sevmiştim seni. Hoş, bu da bir fırsat ya, biz günahkarlar için de dua edersin. Burada otura otura günah içinde boğulduk. Bir zaman gelir de benim için de dua ederler mi, dünyada böyle bir adam çıkar mı diye merak eder dururdum. Benim güzel evladım, belki inanmazsın ama, ben bu bakımdan pek aptalım. Son derece… Ama ne kadar aptal olursam olayım, hep düşünür dururum. Bak, aklıma neler gelir: Öldüğüm zaman şeytanların beni çengellere takıp götürmeyi unutacaklarını hiç sanmıyorum. Sonra da, “Ne çengeli, nereden alacaklar bu çengelleri?” diye düşünüyorum. “Biçimleri nasıl, demirden mi yapılmış? Nerede dövmüşler? Fabrikaları falan mı var?” Manastırdaki rahipler belki cehennemin bir tavanı olduğuna inanıyor. Ben cehennemin varlığına inanabilirim, ama tavansız olanına; böylesi daha ince, daha uygar; Lutervari oluyor… Aslında hepsi bir değil mi: Ha tavanlı, ha tavansız. Ama o melun sorun da bundan çıkıyor! Tavan yoksa çengel de yok demektir. Çengel olmayınca geriye ne kalıyor; buna da ihtimal verilemez. Öyleyse beni kim çengelleyip, sürükleyecek?… Çünkü bunu yapmazlarsa dünyada hak, adalet mi kalır? İcat etmek gerekir (Il feudra les inverter!) bu çengelleri, sırf benim için; çünkü ne rezilin ben Alyoşa, bir bilsen!

-Orada çengel filan yok.

-Öyle öyle, sadece çengel gölgeleri varmış. Biliyorum, biliyorum. Bir Fransız’ın cehennemden söz edişini okumuştum. Bir arabacı gölgesi gördüm; bu gölge bir fırça gölgesiyle bir araba gölgesini fırçalayabiliyordu. (J’ai l’ombre d’un cocher qui avec l’ombre d’une brosse frottait l’ombre d’une carrose.) Çengel olmadığını nereden biliyorsun canım? Hele rahiplerle kalırsan kim bilir daha neler duyacağız! Ama gene de git, her şeyin aslını astarını öğren, gel bize haber ver. Ne de olsa öbür dünyanın nasıl bir yer olduğunu bildikten sonra göçmek daha kolay olur. Senin için de, burada sarhoş bir ihtiyarla kızlar arasında oturmaktansa rahiplerle kalmak daha uygun. Gerçi melek gibi olduğun için sana hiçbir kötülük bulaşmak, umarım öbür yanda da temiz kalırsın. Zaten buna güvendiğim için oraya gitmene izin veriyorum. Aklını peynir ekmekle yemedin ya! İçindeki yangın sönünce rahatlar, iyileşir, gene dönersin. Seni bekleyeceğim. Dünyada beni ayıplamayan tek insan olduğunu anlıyorum yavrum, hissediyorum bunu; nasıl hissetmem!

Karamazov Kardeşler

-Fyodor Mihayloviç Dostoyevki